Bugun...


Sevgi ARAZ

facebook-paylas
BİR YOL VAR ÖNÜMDE
Tarih: 06-03-2021 14:31:00 Güncelleme: 06-03-2021 14:31:00


                                               SİS

 

Adına ömür dediğim bir yol var önümde,

Her gün tazelenen…

Sabah çocuk neşesi, geceleyin ihtiyar yalnızlığının koynunda buluşur.

Varacağım durak elbette önemli; ama yol güzel geçsin.

 

 

—Kapı üçüncü kez çalındı, nasıl da dalıvermişim kitaba. Nereden çıkıp geldi ki adına eski dost dediğimiz ayaklı duygu yığını. Neden geldi ki? Canlandı gözümde gençliğimin sarmaş dolaş şen kahkahaları, şimdiki izole yalnızlığımın hüznünde. Gülünce eksilen dişlerimi nasırlı ellerimle saklama çabam, gözüne takıldı. Sahi o gözündeki renkli şey de ne öyle. Umarım görme yetisini bulanıklaştırır da yüzümdeki her bir acının kamçıladığı kıvrımlar görünmez.

 

 

—Ne çok özlemişim gözlerindeki şefkatli ışıltıyı. Bunca yıl küskün kalmak içimdeki özlemi daha çok arttırmış. Hala çok hırslı bakıyor gözleri, bir o kadar inatçı. Geldiğime sevinmedi: Elini kolunu nereye koyacağını bilemediği davranışlarından belli.

 

 

—Son kalan bir parça cevizli kek… Oğlum ablasından gizleyiverdi evvelki gece, okuldan dönünce yiyebileceğini söylemiştim. Şimdi gelince bittiğini nasıl söylerim. Her neyse onu sundum. Bilirim o da çok severdi cevizli keki. Özlemiştir.

 

 

—Ah! Yine mi cevizli kek? Yıllarca ayıp olmasın diye yediğim, hep çok seviyor numarası yaptığım o kek. Bu kez, midemin acısından yaşamımı yitireceğim ve son bir numara yapamayacak kadar yorgunum. Ölüm, hastalık nasıl da yüce bir öğretmen; iyi bir uyanış çağrısı… Başka türlü gelebilir miydim buraya?

 

 

—Yemedi keki. Biraz kuru mu oldu acaba? Çocuklara sakladığımı kıymetle sundum oysa. Büyüklerimden öğrendim en kıymetli eşyalarımın başkalarının görebileceği noktada durması gerektiğini. Benim gördüğüm noktada,  bana kalan ise örümcek ağlarının eşlik ettiği tavan arasında yığınla defolu eşya. Hala dokunmadı keke. Tenezzül etmedi zaar. Gençliğinde de ailesindekileri küçümser; zengin, havalı erkeklere kuyruk sallardı. Ant içmişti, öyle biriyle evlenip şu adı batasıca şehirden gideceğine. Dediğini yaptı. Hiç değişmemiş dedirtti bana.

 

 

—Bu keki sindiremem. Boğazım, yılların taşıdığı, duygulardan düğümlü. Son düğüm öylesine sıkı ki... Hiçbir duygunun sansüre, rol yapmaya yeri yok.

 

 

—Ne o konuşuyordu ne ben. Ne ben, onun tenezzülsüzlüğünün acıya karşılık geldiğini bilebildim. Ne de o, benim içimdeki duyguları bildi. Sessizliğimizde milyonlarca kız çocuğu doğdu. Konuşmaya yeltendim, yılların hesabını sormak istedim. Evime gelen misafire, tüm yüreğimi açmamamı nasihat etmişti annem. Sadece kabul edilebilir duygulara izin vardı. Öyle de yaptım. İki boyutlu, gülen bir fotoğraf karesi gibi durdum. Marketten alınmış ambalajlı bir ürün kadar parıldayıp şeklimi bozmamaya yeminliydim. Zengin kalkışının varlığına şükrettiğim yarım saat, öylece geçti.

 

 

—Karşında oturuyorum öylece. Yaramla sohbet ediyorum sessizlikte. Nasıl da güçlü durmaya çalışıyor inatla. İki kelam etse dilimin bağı çözülüverecek, atılacağım boynuna, dökülecek inci taneleri sıcacık kucağına. Olmadı, hala sessizlikte kendi iç sesimiz yankılanıyor. Dile gelmeyen dileklerimi, iç sesim dinliyor:  Dilerim, yaram yarana merhem olsun. Yaran, yaratıcılığının doğduğu yer olsun. Kısacık yaşamda tüm duygularını sakladığın yerden alıp tozunu sevgiyle temizleyip kucakladığın,  ninniyle büyüttüğün bebeğin; cömertçe sergilediğin yârin olsun. Yüreğine bağlanan her kabuk, başka başka çiçeklere dönüşsün, ayrı kokular sunsun odana, şefkatinden semah dönsün.

 

 

—Nasıl da ustaca gizliyorum tüm duygularımı. Özlediğimi de inkâr edemem. Beni benden daha büyük bir şeyle buluşturan bu sevgide kalmaya, nasıl da direniyorum. Kıyıya ulaşmamak için çalı çırpıya takılıp ilerleyen işe yaramaz bez parçası gibiyim. Suyun içindeki bir damla olup akmak isterdim oysa. Ama söyleyeceğim elbet,  hesabını soracağım tüm olanların. Peki ne zaman? Başlasam mı acaba şimdi konuşmaya?  Sahi o geldiğine göre benim de gitmem gerekir, ayıp olmasın diye. Onun evinde tüm duygularımı dile getirebilirim. Kendi evinden kovacak değil ya. “O zaman da kavgaya mı geldin yahu!” denmez mi? Her neyse ikinci gidişimde konuşmam daha makul gibi. O zamana dek birkaç bilenden de görüş alırım hem.

 

 

—Tabii ki görüşmeliyiz sıkça(?)  Çok sevindim seni gördüğüme.

 

 

—Ne kadar ışıltılı bir ayakkabı, tıpkı yaşamı gibi(!)  Tüm kusurlarıyla nasıl da mükemmel görünüyor, eski günlerdeki gibi.

 

 

Bir daha görüşemeyecekler. Düşüncenin, hakikati yansıttığı bu yanılsamadaysa haklı yok haksız da yok. Doğru yok, yanlış yok. İyi yok, kötü yok. İletişimin, sisler arasında kaybolduğu bir yer burası. Duyguya bile yer yok. Varsayımların doğurup algı eşiğine aldığı ve tetikleyiciler tarafından yönetilen düşünceler var. Dikkat alanında kalmayı başardıkları için ustaca, geçmişin gölgesine geleceği yığmakta.



Bu yazı 295 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI