Bugun...


Yrd.Doç.Dr. Yavuz ERDOĞAN


Facebookta Paylaş









ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARA UĞRADIĞININ ÖĞRENİLMESİ HALİNDE SUÇU BİLDİRME
Tarih: 09-04-2017 15:04:00 Güncelleme: 09-04-2017 15:04:00


Bu yazımızda sıkça sorulan bir soruya cevap vereceğiz.

Sorumuz şu şekildedir: Herhangi bir çocuğun cinsel istismara uğradığını öğrenen kişi, öğrendiği bu suçu yetkili makamlara (polis / jandarma / savcı gibi) bildirmek zorunda mıdır?

Öncelikle belirtmeliyiz ki,  bildirim yapılacaksa bildirimin nereye yapılacağı (yani yetkili makamın neresi olduğu) konusunda Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) açıklık yoktur. Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) “İhbar ve Şikayet” başlıklı 158. maddesinde suça ilişkin ihbar veya şikâyetlerin Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabileceği belirtilmiştir. Aynı maddede valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyetlerin de ilgili Cumhuriyet başsavcılığına gönderileceği düzenlenmiştir. Bu durumda aşağıda açıklayacağımız bildirim yükümlülüklerinden birinin bulunması halinde, yükümlü kişinin durumu (okul idaresi gibi idari makamlara bildirmekle yetinmeyip) Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluk makamlarına bildirmesi gerekmektedir.

 CMK’nın 158. maddesinin devamında bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyetlerinde gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet başsavcılığına gönderileceği belirtilmiştir. Bu durumda örneğin bir öğretmenin öğrencisine cinsel istismarda bulunduğunun okul idaresine bildirilmesi halinde, okul idaresi zorunlu olarak ilgili bildirimi (veya şikayeti) Cumhuriyet başsavcılığına göndermelidir. Bu noktada okul idaresinin takdir hakkı bulunmamaktadır. Burada her ne kadar bildirim için süre belirtilmemişse de, kanaatimizce gecikmeksizin savcılığa durumun bildirilmesi gerekmektedir. Aksi durumda müdürün suçu bildirmemesinden dolayı cezalandırılması gerekecektir. Bu noktada belirtelim ki, anılan eylem bakımından müdürün eylemi, somut olayın özelliklerine göre memuriyet görevini ihmal ya da memuriyet görevini kötüye kullanma veya başkaca bir suça da vücut verebilecektir.

Burada yapılacak ihbar ve şikayetler CMK’nın 158/5. maddesindeki açık hüküm gereği) yazılı ya da sözlü olarak yapılabilecektir.

Bu kısa açıklamamızdan sonra başlangıçtaki sorumuza geri dönersek, çocuğun cinsel istismarını öğrenen kişinin kamu görevlisi olup olmamasına; sağlık mesleği mensubu olup olmamasına göre vereceğimiz cevap değişecektir. Zira, TCK’nın 278. maddesinde sıradan insanların suçu bildirmemesi suçu düzenlenirken; 279. maddede kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçu; 280. maddede ise, sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçu düzenlenmiştir. Şimdi bunları ayrı ayrı değerlendirmeye başlayalım.

 

1- SIRADAN İNSANLAR BİR ŞEKİLDE ÖĞRENDİĞİ ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMAR EYLEMİNİ BİLDİRMEK ZORUNDA MIDIR? (TCK madde 278)

TCK’nın 278’nci maddesine göre sıradan bir kimsenin cinsel istismar da dahil öğrendiği herhangi bir suçu yetkili makamlara bildirmemesinin suç teşkil etmesi için,

- Suçun halen işlenmekte olması ya da

- Daha önceden işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılmasının halen mümkün olması gerekmektedir.

Bu durumda, örneğin 13 yaşındaki Ayşe’nin komşusu olan 38 yaşındaki ev hanımı Fatma’ya bir adamın kendisine 3 ay önce cinsel istismarda bulunduğunu söylemesi halinde, Fatma’nın durumu yetkili makamlara bildirmemesi herhangi bir suça sebebiyet vermeyecektir. Zira, suç işlenmiş bitmiş ve netice de tam olarak gerçekleşip tamamlanmıştır.

Ancak, aynı örnekte Ayşe adamın 3 aydır zaman zaman (yani tekrar tekrar) kendisine cinsel istismarda bulunduğunu söylemişse artık Fatma’nın durumu derhal yetkili makamlara bildirmesi gerekecektir. Bildirmemesi halinde TCK’nın 278. maddesi gereğince cezalandırılacaktır. Zira, her ne kadar o an itibarıyla cinsel istismar bulunmamakta ise de, fail fırsat buldukça cinsel istismarına devam etmektedir. Bu durumda netice de sürekli tekrarlanmaktadır. Neticenin sınırlandırılabilmesi (yani bir sonraki eylemin önlenebilmesi ya da Ayşe’nin kendisini artık güvende hissederek psikolojisinin düzelmesi) ancak Fatma’nın durumu yetkililere bildirmesiyle mümkün olacaktır. Diğer bir deyişle, verilen ikinci örnekte Fatma’nın eylemi öğrendiğinde neticenin sınırlandırılması halen mümkün olduğundan, Fatma TCK’nın 278. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır.

Önemle belirtmeliyiz ki, ikinci ihtimalde Fatma’nın cezalandırılması gerektiğini belirtmiş isek de TCK’nın 278/4. maddesi gereğince failin (olayımızda Fatma’nın) tanıklıktan çekinebilecek olan kişilerden biri olması halinde faile (olayımızda Fatma’ya) ceza verilemeyecektir. Tanıklıktan çekinebilecek kişiler ise, CMK’nın 45 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre suçu öğrenmesine rağmen ihbar etmemek imkanına sahip olan kişiler şunlardır:

- Şüpheli veya sanığın nişanlısı (olayımızda cinsel istismarı yapan kişinin Fatma’nın nişanlısı olması halinde Fatma artık suçu bildirmek zorunda değildir),

- Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi (olayımızda cinsel istismarı yapan kişinin, Fatma’nın eşi ya da eski eşi olması halinde Fatma artık suçu bildirmek zorunda değildir),

- Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu (olayımızda cinsel istismarı yapan kişinin Fatma’nın oğlu ya da babası olması ya da Fatma’nın eşinin babası/dedesi/torunu olması halinde Fatma artık suçu bildirmek zorunda değildir),

-  Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları (olayımızda cinsel istismarı yapan kişinin Fatma’nın amcası ya da eşinin babası olması halinde Fatma artık suçu bildirmek zorunda değildir),

- Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar (olayımızda cinsel istismarı yapan kişinin Fatma’nın evlatlık edindiği kişi olması halinde Fatma artık suçu bildirmek zorunda değildir),

- Avukatlar veya stajyerleri veya yardımcılarının, bu sıfatları dolayısıyla veya yüklendikleri yargı görevi sebebiyle öğrendikleri bilgiler hakkında ihbar yükümlülüğü yoktur (olayımızda Fatma’nın avukat olduğunu ve olayı da mağdur Ayşe’den değil de müvekkili olan cinsel saldırıyı yapan Cevdet’ten duyduğunu düşünürsek, Fatma artık suçu bildirmek zorunda değildir).

CMK kapsamında tanıklıktan çekinebilecek başka kimseler bulunmakta ise de, onların inceleme konumuz bakımından gerçekleşme ihtimali bulunmadığından onları tartışma konusu yapmıyoruz.

Görüldüğü üzere, şartların varlığı halinde kural suçu bildirmektir. İstisnası tanıklıktan çekinme imkanının olmasıdır. Ancak bu istisnanın da istisnası vardır. Yani, tanıklıktan çekinme imkanının olduğu hallerde dahi suçu bildirme yükümlülüğünün olduğu bir hal vardır. Bu hal, suçu önleme yükümlülüğünün varlığıdır. Bu durumda Fatma’nın aslında bir polis olması halinde, polisin suçu önleme yükümlülüğü olduğundan artık tanıklıktan çekinebilecek kişilerden olsa (örneğin suçu kocası veya babası ve hatta oğlu işlese) bile  suçu bildirmek zorunda olacaktır.

Burada suçu öğrendikten sonra ne kadar zaman içerisinde bildirimin yapılmasının gerektiğini de tartışmamız gerekmektedir. Bu konuda TCK’da bir açıklama bulunmamaktadır. Hukuk doktrininde ise, bir görüş netice sınırlandırılabildiği sürece ihbarın yapılabileceği yönünde ise de bizimde katıldığımız diğer görüş, derhal bildirimde bulunulması gerektiği şeklindedir.

 

2- KAMU GÖREVLİLERİ BİR ŞEKİLDE ÖĞRENDİKLERİ ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI EYLEMİNİ BİLDİRMEK ZORUNDA MIDIR? (TCK madde 279)

Bu noktada öncelikle kimlerin kamu görevlisi olarak kabul edileceğini açıklamamız gerekmektedir. Kamu görevlisi kavramı TCK’nın 6/1-c maddesinde, “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi anlaşılır” şeklinde açıklama yapılmıştır.  Bu durumda örneğin vali, belediye başkanı, belediyenin temizlik işçisi, polis memuru, maliye dairesindeki memur, okuldaki öğretmen ya da rehberlik uzmanı birer kamu görevlisidir.

TCK’nın 279. maddesi gereği, kamu görevlilerinin öğrendikleri bir suçu yetkili makamlara bildirmemesinin suç olarak kabul edilebilmesi için, suçu göreviyle bağlantılı olarak öğrenmesi gerekmektedir. Bu durumda örneğimize dönersek Fatma’nın, Ayşe’nin okuldaki sınıf öğretmeni olması ve bu görevi nedeniyle 13 yaşındaki Ayşe ile konuşurken Ayşe’nin cinsel istismara uğradığını öğrenmesi halinde suçu mutlak surette yetkili makamlara bildirmesi gerekmektedir. Buna karşılık Fatma’nın tapu dairesinde memur olması durumunda 13 yaşındaki Ayşe ile konuşurken Ayşe’nin cinsel istismara uğradığını öğrenmesi halinde artık cinsel istismara ilişkin bir görevi bulunmadığından suçu öğrendiğinde (TCK’nın 279. maddesi bakımından) yetkili makamlara bildirimde bulunması gerekmemektedir.  

Ancak unutulmamalıdır ki, bir kamu görevlisi göreviyle bağlantılı olmayacak şekilde bir suçu öğrenirse, yani sıradan bir insan olarak suçu öğrenmişse, bu durumda TCK’nın 278. maddesinde belirttiğimiz (ve yukarıda bir önceki başlık altında açıkladığımız) şartlar varsa, kamu görevlisi, her ne kadar TCK’nın 279. maddesi gereğince sorumlu olmayacak ise de, TCK’nın 278. maddesi gereğince sorumlu olacaktır. Yani Fatma’nın sınıf öğretmeni değil de, tapu dairesinde memur olması halinde artık TCK’nın 279. maddesi gereğince sorumlu olmayacaksa da, TCK’nın 278. maddesi kapsamında sorumlu olabilecektir.

 

3- SAĞLIK MESLEĞİ MENSUPLARI BİR ŞEKİLDE ÖĞRENDİKLERİ ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI EYLEMİNİ BİLDİRMEK ZORUNDA MIDIR?

Öncelikle belirtmeliyiz ki, TCK’nın 280. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için, işlenen suçu bildirmeyen kişinin sağlık mesleği mensubu olması gerekmektedir. Kimlerin sağlık mesleği mensubu olarak kabul edileceği ise, TCK’nın 280/2. maddesinde “Sağlık mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler anlaşılır.” şeklinde açıklanmıştır.  Burada belirtilen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe ve hemşire bakımından sorun bulunmamaktadır. Ancak devamında belirtilen “sağlık hizmeti veren diğer kişiler”  kapsamına kimlerin gireceği konusu, tamamen ilgili mevzuatlar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Buna göre, örneğin okulda görevlendirilen bir rehberlik uzmanının ya da başka bir kimsenin bu kapsama girip girmediğinin tespiti için, milli eğitim sistemi içerisindeki yerine ve mevzuatındaki görev tanımına bakılarak karar verilmelidir.

Bu noktada belirtmeliyiz ki, sağlık mesleği mensubuna TCK’nın 280. maddesinin tatbik edilebilmesi için, sağlık mesleği mensubunun suçu görev yaptığı sırada öğrenmesi gerekmektedir. Hatta TCK’nın 278 ve 279. maddelerinden farklı olarak, burada doğrudan öğrenme dahi gerekmemekte olup, bu yönde bir belirtiyle karşılaşması halinde yetkili makamlara durumu bildirmesi gerekmektedir.

Açıklamamız kapsamında örneğimize dönersek, Fatma’nın okulda görevli bir psikolog olması ve Ayşe’yle yaptığı görüşme sırasında onun bir cinsel istismara maruz kaldığından şüphelenmesi halinde durumu hemen yetkili makamlara bildirmesi gerekmektedir. Buna karşılık Fatma’nın sadece bir öğretmen olduğunu düşünürsek artık sorumluluğu TCK’nın 279. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Fatma’nın komşu ev hanımı olması durumundaysa sorumluluğu TCK’nın 278. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.

Soru görüş ve önerileriniz için yavuzerdogan@newspdr.com 



Bu yazı 763 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 19-20 Haziran Şemdinli Projesi
    19-20 Haziran Şemdinli Projesi
  • Yarışmadan Cevaplar :)
    Yarışmadan Cevaplar :)
  • Capsler-1
    Capsler-1
  • Capsler-2
    Capsler-2
  • Capsler-3
    Capsler-3
  1. 19-20 Haziran Şemdinli Projesi
  2. Yarışmadan Cevaplar :)
  3. Capsler-1
  4. Capsler-2
  5. Capsler-3
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Şizofreni
    Şizofreni
  • Gülmek en iyi ilaçtır
    Gülmek en iyi ilaçtır
  • NewsPDR Kimdir?
    NewsPDR Kimdir?
  1. Şizofreni
  2. Gülmek en iyi ilaçtır
  3. NewsPDR Kimdir?
VİDEO GALERİ
YUKARI