Bugun...


Psk.Dan. Nurunnisa KAPLAN

facebook-paylas
IRKÇILIĞIN BÖYLESİ
Tarih: 30-08-2019 19:31:00 Güncelleme: 30-08-2019 19:37:00


Yakın zamanda birçok yerde karşımıza çıkmaya başlayan kelime “Gen”. Bu kadar çok görmemiz hem iyi hem kötü sonuçlarını araştırmama sebep oldu. Sizlerin de dikkatini celp etmek adına kısaca bir giriş yapmak istedim. Ne kadar kısa olabileceğini birlikte tartıp göreceğiz.

Her şeyden önce şu köşede ırkçılığın da tanımı yapayım çünkü konunun devamında ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. 

Irkçılık; insanların kendi ırklarını diğer bir ırktan üstün görmesidir. Irkçılar bu durumu parçalara ayırmışlar birçok türü ortaya çıktı. Yakın zamanda kültür, dil, din, deri rengi, cinsiyet, göz ve saç rengi… Evet inanması güç biliyorum ben de güçlük çektim ama bu bile var göz rengi yüzünden ırkçılığa maruz kalan insanlar var. Baktığımızda her gözde evreni görüyorken insanlar bunu da beğenmeyip üstünlük konusu haline getirmiş. Hatta bir deney çalışması var belki göz atmak istersiniz, Jane Elliot’un çalışması. 

Gelelim üzerinde bu kadar araştırmalar, deneyler yapılan bir kısım bilim insanlarının hipotezler kurduğu diğer bir kısmının anti tezlerle yenilerini kurduğu şu “Gen” ne demekmiş? Bir tanım yapalım her makalede rastladığımız üzere; Gen yıllar önce hepimizin kimya dersinden tanıdığı bir kelimedir. Hücrelerimizin yapı taşları DNA’ların bölümleridir, protein kodlardır. Organizmanın bireysel kodları kişisel bütün özelliklerinin yazılı olduğu bir defterdir tabiri caiz ise.

Haa ırkçılıktan neden bahsettiğini anladık, tamam diyenlerin sesleri kulağıma geliyor. Sakin olun ve okumaya devam edin çok daha fazla dehşete düşecek ya da belki de çok daha fazla hayret ederek “Bunu da mı yaptık?” diyeceksiniz. Öyleyse devam ediyorum.

Yakın geçmişte genler üzerinde birçok deney ve proje geliştirildi hatta bazılarımızın duyup da hala ne olduğunu bilmediği şu GDO vardı hani o da bir genom projesidir.

Kısaca tarihçesine bakacak olursak bu deneylere de, her zaman olduğu gibi iyi işler yapmak için başlamışız. İlk defa 1980 yılı çıkıyor karşımıza, insanlar hastalıklardan kırılıyor birçok hastalık çıkıyor, hala kansere çare bulamamışız derken… 1980 yılında bizimle aynı fikirde olan bir kısım araştırmacılar “iyileştirme” amacıyla genetik kodlarımıza girmişler. Düşünsenize milyarlarca genden hastalıkları bulup çıkarıyoruz ve iyileşiyoruz!? Keşke her şey bu kadar kolay olsaydı, kolay derken yani bilim insanları adına. Ve bu arada 1990 yılında bir doktor nadir görülen bir gen hastalığını iyileştirmeyi başarıyor. Ancak tabi konu hala deneyselliğini koruyor. Yani grip ilacı gibi eczanelerden alamıyoruz.

Bu araştırmalar devam ede dursun 2004 yılında yapılan bir çalışmayla neden biz sadece tedavi edelim ki? Daha fazlasını yapabiliriz diye düşündüklerini anlayacağımız bir şey yaptılar. Merakla bekliyorsunuz değil mi? Maraton faresi (normal bir fareden daha hızlı ve daha uzun süre koşabiliyor) ve schwarzenegger faresini (normal bir farenin 2 katı kadar güçlüdür) geliştirdiler. Daha doğru bir ifadeyle genetik bir modifiye yaptılar.

Bunu da yaptık artık ne kaldı ki? Diye düşünüyorsunuz? Haklısınız da keşke ileri gitmeseydik ama maalesef insan ırkı durdurulamaz bir canavar gibi. 

Buraya kadar anlattıklarım sadece bir kişi, bir nesne, bir hayvan üzerinde yapılan insani deneylerdi. Bundan sonra anlatacaklarım ise sonraki nesillere de aktarılabilecek insani deneyler. Mi acaba?

Maraton faresi veya tedavisi mümkün olmayan bir hastalığı iyileştirme, pekala bundan sonraki neslimizin hızlı koşan ve asla bu hastalığa yakalanmayacağını bir hayal edin. Evet çok ışıltılı biliyorum ancak biraz haddimizi aşmıyor muyuz? Daha doğmamış saf bebeklerimizin genetik kodlarını değiştiriyoruz? Tanrıcılık oynamaya başladık diyen sesleri de duyuyorum.

Bilim insanları da bizim gibi ikiye ayrıldı. Bir kısmı, yaklaşık 25 ülkedeki bir kısmı, bu araştırmaları yasakladı. Diğer bir kısmı örneğin bu ülkelere dâhil olmayan Çin gibi, araştırmalara ve deneylere devam etti ve üzülerek belirtmeliyim ki, 2018 yılı Kasım ayında Çin’de “HIV” virüsüne yakalanma olasılığından arındırılmış ikiz bebekler dünyaya geldi (Lulu ve Nana). Evet tamda aklımızdan geçen o şey oldu bu bebekler hayatları boyunca hiç EIDS olmayacak. Ve hatta onların çocuklar ve torunları da EIDS’e yakalanmayacak. Aa ne kadar güzel değil mi? Hayır aslında pek de değil, biz aslında bu çalışmayla insan genomu projesinin kapılarını ardına kadar açmış bulunuyoruz.

Şimdi şu yukarıda bahsettiğim ırkçılık tanımını neden yaptığım canlandı mı zihninizde? Evet çok çok yakın bir zamanda artık ırkçılık sebeplerimiz din, dil, ırk ile kalmayacak benim şimdiden duyduğuma şaşırdığım şu göz ve saç rengi ırkçılığı vardı ya hani. Bir gün sadece büyüdüğünde “mavi gözlü, sarı saçlı, çok güzel bir vücuda sahip, asla hiçbir olası hastalığa yakalanmayacak” mükemmel bebekler dünyaya geldiğinde bilmem diğerlerinin şansı kalır mı? İşin kötü olan yanı ise bu kadar pahalı bir projeye verecek parası olmayan alt sınıf insanlara ne olacak? Veya “yakışıklı ve zeki” olarak dünyaya getirilmiş bir bireyin karşısında zeki ama pekte yakışıklı olmayan bir hükmü kalacak mı? Üzerine bir film (GATTACA) bile yapılmış dilerseniz bir göz atın derim.

Cümlelerimi şöyle bitirmek istiyorum… Hala vaktimiz varken “kendimizi gerçekleştimek” için çaba sarf edelim, hayattaki amacımızı keşfetmeye çalışalım. Irkçılık veya ayrımcılık aklımızı, zihnimizi, düşünce yapımızı yıpratan ve zehirleyen bakterilerdir, hayatımızdan çıkaralım.



Bu yazı 203 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI