Bugun...


Psk.Dan. Nurunnisa KAPLAN

facebook-paylas
DEVLET
Tarih: 24-10-2019 23:58:00 Güncelleme: 24-10-2019 23:58:00


Her şey ihtiyar Sophokles’in Aşk’a dair yakınmaları ile başlıyor. Ancak olay o kadar geniş bir halkaya açılıyor ki zaten işin içinde Sokrates varsa asla ele aldığı konuyu içinde bulunduğu topluluğa sorgulatmadan bırakmaz.

Kitapta geçen bir ifade dimağımda yer etti şöyleydi; “Eğer bir konuda kendi fikrimi beyan edersem reddedilir veya kabul edilir ancak fikir üzerinde düşünmek o fikri içsel sorgulamalardan geçirmek pek mümkün olmayacaktır. Sorgularsak fikri muhakeme ile bir sonuca varabiliriz. 

Thrasymachus kadar dediğim dedik birinin karşısında adaletin ve iyinin her zaman bizi iyi olana ulaştıracağını savunuyor ve altı boş inatçılığını aksine çeviriyor. Tartışmaları sırasında kendimi Thrasymachus’un yerine koymaktan alamıyorum zira Sokrates’in sorularına aynı anda ve aynı cevapları verdik ve aynı anda nasıl da sorgulamaksızın kesin inançlı olduğumuzu fark etmekten kendimizi almadık.

Bir yandan bilginin ve bilgeliğin formülünü alıyor bir yandan muhteşem bir sofrada dinleyici olma şerefine nail oluyorsunuz. Sorgulamaların sonucunda oluşan yeni devlette kendinize bir yer ediniyorsunuz. Düşünmekten ve sorgulamaktan ancak bu kadar haz alabilirdim dediğimiz o anda sonu geldi mi? Sorusuna verilen bir cevap “bu tür tartışmaları dinlemenin ölçüsü, düşünen insanlar iççin ömrün tamamıdır.” Asla diyorsunuz bitmeyecek yaşadığım sürece bu sofradaki nasibim. 

Değinilmeyen bir konu kalmıyor ki bu sorgulamalarda, hayatımızda da böyle değil midir? Her şey her şeyle bağlantılıdır” Kadınlarında koruyuculukta erkeklere katılması gerektiği konusunda tartışılırken bir söz yükseliyor Sokrates’in zihninden “Bizim amaçladığımız Devlet’e göre düşünülünce, kadının erkekten farklı olduğu henüz kanıtlanmamıştır.” Evet, bazı şeyleri daha uzun sürede ve daha yavaş yapar ancak ona da eşit statüde bir iş verilmelidir.

Kitapta mutlaka dikkatinizi çekecek bir kelime olduğunu düşündüğüm ‘hizipleşme’ kavramına da dokunmadan geçemeyeceğim. Savaş diyor Sokrates, düşmanlar arasındadır. ancak dostların da ihtilafa düştüğü görülmedik şey değildir. Ancak dostlar arasında savaş olmaz. Böyle bir durumda ortaya çıkacak anlaşmazlık ve saldırganlık kaçınılmazdır. Freud’un da insan tanımlarken üzerinde durduğu üzere saldırganlık doğasında var olan temel unsurdur. İşte bu noktada yeni bir kelime vücuda geliyor. ‘Hizipleşme’ [Dostların birbirine karşı saldırganlaşması]. 

Bu devlette her kesin bir işi, herkesin bir vasfı, herkesin bir varoluş gayesi var. İşte önemli bir nokta daha varoluş gayesi. Koruyucuları ve yöneticileri, marangozları ve filozofları belirleyecek temel husus bu oluyor. Doğuştan getirdiği gayeler. “Dilerse” değil “Gerekli” olduğu için. İnancımız, bilgimiz ve alacağımız eğitimimiz varoluş gayemiz ışığında şekilleniyor bu devlette.

Kitap biterken karşımıza çıkan Er ise her şeyi özetler niteliktedir. Eğer yaşamımız boyunca sahip olduğumuz şeyler size haz verir ve size hizmet ettirirse, hayatınızı bir Tiran (kötücülüğün habercisi) olarak sonlandırmadıysanız cennet sizi bekleyen son duraktır. 

Sözlerimi kitapta Demokrasi üzerine söylenen en güzel sözler ile bitirmek istiyorum.

-Demokrasinin temeli nedir?

-Özgürlük

-İşte deviren de budur özgürlük! Gereğinden fazla özgürlük ve hırs ve başka şeyleri boş vermek değil midir?

-Nasıl?

-Demokratik bir kent özgürlüğe susadığında, Liderleri için kötü sakiler edinir ve katışıksız şarabı çok fazla içmekten sarhoş olur. Sözde yöneticileri son derece sakin ve yumuşak başlı değillerse ve özgürlüğü sınırlamadan dağıtmıyorsa, kent onları “Lanetli Oligarklar” olmakla suçlar ve cezalandırır.



Bu yazı 180 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI