Bugun...


Psk.Dan. Kevser ÖNDEŞ

facebook-paylas
YAŞAM VE ÖLÜMÜN KABULÜ
Tarih: 13-06-2020 14:32:00 Güncelleme: 13-06-2020 14:32:00


Olmak ya da Olmamak: Yaşam ve Ölümün Kabulü

Felsefenin ve psikolojinin, bilinen tarihinden bu yana bir numaralı sorusu: Olmak ya da Olmamak. Var olmak insanın bilinç bütünlüğü içinde idrak edebildiği bir kavramdır fakat var olmama durumunu insan idrak edemez. İnsanlar bundan dolayı ölümü var olmamak kavramı ile özdeşleştirir. Kimi fikir adamları var olmanın başlı başına kaygı ya da korku nesnesi olduğunu dile getirir (Rank). Kimileri ise yok olma yani ölümü nesne olarak öne çıkarırlar (Yalom). Otto Rank’e göre yaşam kaygısı ve ölüm kaygısı arasında sürekli bir çekişme vardır. Ölüm ve yaşam kaygısı arasındaki çekişme gelişmekte olan insanın bireyselleşmek, büyümek, potansiyelini gerçekleştirmek yani kendini gerçekleştirmek istemesi ve bu istekler önünde ortaya çıkan engeller ile mücadele etmesidir. Kendini gerçekleştirmeyi engelleyen yaşam olayları da ölüm korkusunu tetikler (Yalom).

Becker, ölüm düşüncesinin ve dolayısıyla ölüm korkusunun insanı bütünüyle esir alabilen bir doğasının olduğunu ve insanın davranışlarının tümünün büyük oranda ölüm korkusundan kaçınmak, ölüm düşüncesini akıldan uzak tutmak, bir bakıma ölümün kendisi için bir son olduğu düşüncesinden kaçınmak için tasarlandığı tezini savunur.

“Korku bir şeyden korkmaktır, acıdan, bir insan ya da topluluk tarafından reddedilmekten, birinin ya da bir şeyin kaybından, ölüm anından korkmaktır. Ancak bunlardan doğan tehdidin beklentisinde, korkutucu olan özneye yaşatacağı olumsuzluk değil, bu olumsuzluğun muhtemel sonuçlarına dair kaygıdır.” Kısaca korku, nesnesi olan ve yüzleşilebilen bir duygudur. Kaygı ise çeşitli nedenlere dayanan, bilinçdışı kaynaklı, engellenemeyen, içten gelen, belli belirsiz ve bilinmeyen bir tehdide karşı duyulan yoğun endişe halidir. May kaygıyı, belirsizlik durumuna karşı hissedilen bir duygu, diğer bir deyişle kişinin var olmama hali, yani yok olması olarak yorumlar. İnsan bir nesneden korktuğunda, aynı zamanda o nesne ile karşılaşma durumunda yaşanacakların belirsizliğine dair bir kaygı da duyar. Bu durumda kişi ölümden korkar ve ölümden sonrasının bilinmezliğinden dolayı kaygılıdır. Doğaları gereği canlıların sahip oldukları ölümlülük olgusuna karşı hissettikleri korku evrenseldir. Ölüm korkusunun insanda bulunmayışı ise ölümün inkârıdır. Ölüm durumunun veya sadece düşüncesinin insanları belli oranda kaygılandırması oldukça doğal bir durumdur. Bu kaygı patolojik bir boyuta ulaşma seviyesine gelirse bu durum kişilerin psikolojisine zarar vermekte ve hayatlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Literatürdeki araştırmalar ölüm kaygısını birden fazla boyutta ele almıştır. Kaygı uyandıran boyutları şu şekilde ifade edebiliriz: belirsizlik ve yalnız kalma korkusu, benliğini kaybetme korkusu, yakınlarını kaybetme korkusu, ölüm sonrası cezalandırılma korkusu, acı duyma korkusu, denetimi kaybetme korkusu. Varoluşçu fikir adamları ise ölüm korkusunun benlik algımızla, nasıl yaşadığımızla ve yaşamdan algıladığımız anlamla ilişkili olduğuna değinmektedir. Psikologlarda ölüm korkusunun nedenleri ile ilgili farklı görüşler sunmuştur. Bunlar: Kendini kaybetme, ölümün ardındaki bilinmezlik, acı çekme, kefaret ve kurtuluş imkânlarını kaybetme, hayatta kalan aile bireylerinin mutluluğu konusu gibi farklı nedenler yüzünden ölümden korkulduğu belirtildiği gibi insanların ölümden çok, anlamsız bir varoluştan korktukları ifade edilmektedir. Bu durumda ölüm korkusu yaşamdan ve yaşamaktan korkmakla ilişkilidir. Başka bir deyişle, yaşam korkusunun yaşamın anlamsızlığına dair nihai korku olduğu ifade edilmektedir.

Yaşamda amacı ve anlamı olan insanlar, ölümden daha az korkar ve ölüme karşı daha olumlu ve kabullenici bir tutum içinde olurlar. Quinn ve Rezznikoff’a ise, yaşamlarında belirli bir amacı ve yönü olmayan bireylerin daha yüksek derecede ölüm kaygısına sahip olduklarını ifade etmiştir. Bu görüşü destekleyen diğer araştırmacılara göre ise ölüm korkusu kişinin kendi yaşamı ve ölümü için kişisel anlamı bulma başarısızlığından kaynaklanmaktadır. Başka bir çalışmada da yaşamlarını tatmin edici ve anlamlı olduğunu bulan insanların daha az ölüm kaygısı yaşadıkları ve ölümü kabullendikleri belirtilmektedir. Yalom, ölüm kaygısını tüm psikopatolojilerin temeli olarak göstermiştir bununla birlikte yaşamdan alınan doyum arttıkça ölüm kaygısının azaldığını ifade etmiştir. Parsons, hayattaki amaçlarına ulaşmış bireylerin ölüme karşı, amaçlarını gerçekleştirememiş bireylere kıyasla daha kabullenen bir tavır sergilediklerini belirtir (kendini gerçekleştirmenin tanımını hayattaki amaçların gerçekleştirilip, potansiyelin tam anlamıyla kullanılabilmesi ve olunması gereken yerde bulunulması olarak ele almıştır).

Ölüm çalışmalarının öncülerinden olan Kübler-Ross, ölümü yapıcı bir şekilde ele almanın mümkün olduğunu ifade eder. Fakat ölümü kabul etmenin ancak onunla yüzleşmekle mümkün olabileceğini belirtir. Görüldüğü gibi öne sürülen görüşlerde, ölümün farkındalığı, hayatın anlamı ve hayattan alınan haz, kendini gerçekleştirme ve ölümün kabulüne yönelik bir vurgu söz konusudur. Alan yazında, ölümü kabul etmenin bireyin yaşamına birçok katkı sağlayacağından söz edilmiştir. Ölümün kabulü; Bireyin hayatını gözden geçirme, değerleri açıklığa kavuşturma ya da anlam oluşturmayı içeren düşünsel bir döngüyü başlatır, bireyin duygusal yönden olgunlaşmasını sağlar, bireyi yaşamın denetimini ve sorumluluğunu almaya yöneltir, bireyi daha otantik yaşamaya sevk eder, hayattan alınan zevki artırır, hayat görüşünde kökten değişiklikler yapar, bireyi önemsiz kaygılardan alıkoyar, bireyin ruh sağlığını korur. 

Yukarıdaki bilgilerden yola çıkarak ölümün kabulünün, bireyi birçok açıdan geliştirdiği ve zenginleştirdiği söylenebilir. Ölümün kabulü en sağlıklı tutum olarak görülebilir. Ölüm kaygısı neden olduğu huzursuz kaygı dışında insanlar için hayatı anlamlandıran bir olgudur, kişinin haz ve mutluluk arayışına yardımcı olup, asıl arzularının farkında olmasına yardımcı olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ölüm kaygısının ve ölümün kabulünün kişi için gerekli ve önemli bir işleve sahip olduğu görünür bir gerçektir.

 

KAYNAKÇA

Karahan, Y, B. (2016). Yaşamdaki Amaç, Duygusal İyi Oluş, Kişisel Ölüm Korkusu ve Duyarlı Sevginin Ontolojik İyi Oluş Üzerindeki Etkisi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Arel Üniversitesi, İstanbul.

İzgi, İ. (2018). Ergenlerde Riskli Davranışlar, Benlik Saygısı ve Ölüm Kaygısı Arasındaki İlişki. Yüksek Lisans Tezi, Beykent Üniversitesi, İstanbul.

Derin, S. (2019).Ölüm Kaygısına İlişkin Bir Model Testi: Denetim Odağı, Kaygı ve Ölüm Obsesyonunun Rolü. Doktora tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.

Topanır, E. (2018). Yaşam Doyumu Kendini Gerçekleştirme ve Ölüm Korkusu Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Haliç Üniversitesi, İstanbul.



Bu yazı 520 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI