Bugun...


Psk.Dan. Hüseyin TANOĞULLARI

facebook-paylas
GENÇ YAŞTA ANNE OLMAK
Tarih: 23-01-2020 00:02:00 Güncelleme: 23-01-2020 00:02:00


Kız ve erkeklerin erken yaştan itibaren birbirinden ayrıldıkları kapalı bir toplum durumundan, beraber oynadıkları, aynı sınıfta okudukları, sinema, tiyatro, plaj gibi değişik sosyal ortamlara beraberce katılabildikleri daha açık bir toplum durumuna geldikçe, genç kızlar ve erkekler arasındaki ilişkiler yoğunlaşır.

    Büyük şehirlerin oluşmasıyla, bireyler üzerinde toplumun ‘’başkası görürse ne der?’’ türünden ‘’denetleyici baskısı’’ azalmıştır. Toplumun gelenek, görenek yapısındaki değişmeler bireylerin evlilik öncesi ilişkiler kurmasına daha kolaylıkla olanak veren bir ortam sağlamıştır. Böylece gençlerin büyük bir kısmı daha sağlıklı insan ilişkileri geliştirme olanağı bulmuş ve karşıt cinsten bir kimseyi günlük yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmeye başlamıştır. 

    Diğer yandan, bu gelişmeye ayak uyduramamış veya arkadaşlık kurma yeteneğini henüz geliştirememiş kimseler, cinsiyetler arasındaki bu olanağı sosyal gelişme amacıyla kullanamamış ve arkadaşlık ‘’cinsel ilişki kurulan kimse’’ olarak gerçekleşmiştir. Sonuçta çok sayıda genç kadın erken yaşta anne olmuş ve hem kendi yaşamlarına, hem de topluma yeni sorunlar getirmişlerdir.

    Amerika’da yapılan araştırmalar 15 ile 19 yaşları arasındaki genç kızların %40’ının cinsel bakımdan aktif olduğunu göstermiştir (Chilman, 1980). Bu rakamlar siyahiler arasında daha yüksek (%63 civarında) ve beyazlar arasında daha azdır (%31 civarında). Cinsel bakımdan faal olan kesimin yarısı gebeliği engellemek için herhangi bir önlem almadıklarından, erken yaşta anne olan kızların sayısı son 30-40 yılda iki katından daha fazla artmıştır. Genç annelerden, babasız doğan bu çocuklar birçok sorunları beraberinde getirirler. Bu anneler genellikle ekonomik düzeyi düşük ve yeteri kadar iyi eğitim almamış toplum kesiminden geldiklerinden çocuklarının bakımı büyük sorunlar yaratır.

    Amerika’da yapılan araştırmalar göstermektedir ki, diğer bütün koşullar eşitlense dahi, erken yaşta (15-19 yaşları) doğum yapan annelerin çocukları, zekâ bakımından genellikle daha düşük düzeydedir. Zekâ farkı doğuştan olmayıp, genç annenin kendi başına çocuğuna sağlayabildiği ortamın fakirliğinden kaynaklanır (Broman, 1981).

    Genç yaşta anne olan genç kadınların şu özellikleri taşıdıkları görülmüştür:

Eğitim: Genellikle okulda başarısızdırlar ve büyük bir olasılıkla mezun olamadan okuldan ayrılırlar.

Evlilik: Çok daha erken yaşta evlenirler.

Boşanma: Boşanma olasılığı daha yüksektir.

Çocuk Sayısı: Ortalama çocuk sayısı 4-5 arasındadır, diğer yandan 20’sinden sonra anne olanların ortalama çocuk sayısı 2-3 arasındadır.

Gelir: Gelir düzeyleri yüksek değildir ve hayatları boyunca düşük gelir düzeyinde kalma olasılıkları yüksektir.   

Türkiye’de genç yaşta anne olanlar üzerinde yapılacak olan araştırmalar, genç annelerin Türkiye’nin hangi bölgelerinden olduğunu, hangi sosyo-ekonomik kesimden geldiğini, ne tür bir aile ilişkisi içinde bulunduğunu gösterecektir. Bu araştırmaların en önemli yararı, toplumsal bir sorunun temelinde yatan nedenleri bize gösterebilmesidir. Nedenleri anladıktan sonra, sorunu önleyecek tedbirler almak daha da kolaylaşır.

Amerika’da yapılan araştırmalar, genç yaşta anne olan kimselerin çocuklarını yetiştirmek için gerekli ‘’annelik becerilerini’’ bilmediklerini, kendi bebeklerine bakamadıkları gibi, kendi kendilerine destek olacak mesleksel becerilerden de yoksun bulunduklarını, ömürleri boyunca sürekli bağımlı bir yaşam sürdüklerini göstermiştir. Bu toplumsal sorunu çözmek için okullarda temel cinsel bilgilerin verildiği dersler konur, gebeliği önleme teknikleri öğretilir. Türkiye’nin toplumsal yapısı içinde böyle önlemlere gerek kalmayabilir. Aile yapısı kuvvetli bir toplum olarak kalabildiğimiz sürece, aile içindeki terbiye ve iletişim ilişkileri bu sorunu daha etkin bir biçimde çözer. Ancak bilinen şudur ki, Türkiye’de genç annelik, kırsal kesimdeki erken evliliklerin ortaya çıkardığı bir sorundur. Türkiye’deki durumu bilimsel olarak araştırmadan, bu konuda çareler önermek yerinde olmaz.

Kaynakça

CÜCELOĞLU, D. (2016). İnsan ve Davranışı. İstanbul, Bağcılar: Remzi Kitabevi.



 



Bu yazı 337 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI