Bugun...


Psk.Dan. Ayça İrem BAHÇE

facebook-paylas
KORONA VİRÜSE KAYGILIYIM
Tarih: 07-05-2020 00:36:00 Güncelleme: 07-05-2020 00:36:00


Kaygı, beklenen bir problemle ilgili endişe duyma olarak tanımlanır. İstenmeyen bazı olumsuzlukların sezinlenmesi sonucu kaygı oluşur. Şiddeti ve miktarı kişinin içindeki duruma göre değişir. Bununla birlikte kaygı, korku ile karışık bir tepkidir. Bu noktada da önce ikisi arasındaki farkı ayırt etmemizde yarar vardır. Kar fırtınasında yolunu kaybeden kişinin duygusu korkudur. Bir kişi çok iyi bildiği bir konuda tartışırken korku duyarsa bu tepkidir. Örneklerden de anlayacağımız gibi korkuyu oluşturan tehlike açık ve nesneldir. Kaygı oluşturan tehlike ise gizlidir ve kişiye özgüdür. Yani kişi bu duygusunun gerçek nedeninin farkında değildir. Nedeninin ne olduğunu bilmeden korku hisseder. Aralarındaki fark olarak görebileceğimiz bir diğer nokta da kaygının korkudan daha uzun sürmesidir. Aslında her ikisi de tehlikeye karşı geliştirilmiş duygusal tepkilerdir. Her ikisinde de titreme, hızı kalp atışları, terleme vb. bedensel belirtiler mevcuttur.

Kaygı durumunda solunum sayısı,kan basıncı artar. Mide ve bağırsak hareketleri hızlanır. Tükürük salgısı azalır. Kan şekeri yükselir. Dişler ve yumruklar sıkılır. Terleme olur ve bu değişikler adrenalin salgısının kandaki düzeyini yükseltir. Kaygı ile ilgili nörobiyolojik araştırmalar, GABA ve serotonin sistemlerinin işlevlerindeki bozukluları neden olarak görmektedir. Özellikle aktive olan kısım korku devresinin bir parçası olan amigdaladır. Amigdala ise uyaranlara duyusal önem atfetmede rol aldığı bilinen temporal lobda yer alan badem şeklinde yapıdır.

Peki kaygının nedenleri nelerdir? Kaygı, genetik ve çevresel faktörlerin bir birleşimidir. Baskı altına alınmış dürtülerimize karşı duyulan korkudan ve çelişkiden kaynaklanır. Kültürden kültüre toplumdan topluma hangi ortamın hangi tür kaygı oluşturacağı değişmektedir. Bununla birlikte kaygı duygusunun ortaya çıkmasına yol açan ortamlarda bazı ortak yönler bulunmaktadır. Bunlardan biri olumsuz bir sonucu beklemek. Kişinin pek de iyi hazırlanmadığı sınava girme durumunda yaşadığı kaygı buna örnektir. Diğer ortak yön kişiden desteğin çekilmesidir. Kişinin çevresi değişmiştir ve yeni çevresinde şimdiye kadar alışılagelmiş olduğu destekler yoktur. Böyle durumlarda insanların kaygı duyması örnek olarak nitelendirilebilir. İç çelişki yaşanması değinebileceğimiz bir diğer ortak yöndür. Bu  noktada da inandığımız ve önem verdiğimiz fikirle, yaptığımız davranış arasında çelişki ortaya çıktığında kaygı türünden gerginlik duyarız. Değinebileceğimiz son ortak yön ise belirsizliktir. Gelecekte ne olacağını bilmemek insanlar için en belirgin kaygı nedenlerindendir. İleride olumsuz olaylar olacağını bilmek, ne olacağını bilmemeye yeğlenir.

Bu bilgiler doğrultusunda günümüzde Dünya Sağlık Örgütü tarafından “küresel pandemi” olarak tanımlanan COVID-19 salgınına yönelik kaygılarımızla nasıl baş edebiliriz? Bu duruma yönelik algılarımız gerçekçi mi? Pek çoğumuz bu günlerde kaygı ve endişeye sahibiz. Bu durumu  bir gölde yüzen ördeğe benzetebiliriz. Her ne kadar ördekler suyun üzerinde kayarak giderken sakin görünseler de, aslında perdeli ayakları suyun altında çılgınca çalışıyordur. Mamafih belirsizlik yaşanması, geleceğe yönelik neler olacağını bilmemek belirtildiği gibi kaygılı hissetmeyi tetiklemektedir. Belirsizlik kavramını olumsuz algıladığımızdan olumlu sonuçlanma durumunu göz ardı edebilmekteyiz. Oysa ki belirsiz olan durumlar olumlu da sonuçlanabilmektedir. Bu noktada , böyle bir açıdan baktığımızda kaygı düzeyimizi azaltabilmekteyiz. Bununla birlikte salgına yönelik alabileceğimiz davranış düzeyinde tepkilerden biri evde kalmak iken bizim dışarıda bulunma durumumuz bizde iç çelişki oluşturduğundan kaygıya sebebiyet vermektedir. Örneğin sağlık çalışanı olmamız, virüs ve olumsuz etkilerini bilemize rağmen risk altında çalışıyor olmamız biz de gerginlik ve kaygı oluşturabilmektedir. Dolayısıyla bu noktada kendi adımıza korona virüse yönelik kaygılarımızla nasıl baş edebiliriz? Öncelikle virüs salgınına yönelik algımızın gerçekçi olması önemlidir. Bu noktada hastalığın belirti ve etkilerini bildiğimizde yaşadığımız bir baş ağrısının “Acaba korona virüs bana bulaştı mı?” düşüncesine sebep olmasını önleyebiliriz. “Şu an dünya insanlarının mücadele ettiği salgını ben nasıl algılıyorum?” “Bu konuda dikkat etmem gerekenler ve bana düşen görevler neler” vb. sorulara mantık süzgecinden geçirerek, gerçekçi yanıtlar vermek olumlu düşüncelerimizin gelişmesine yardımcı olacaktır. Bununla birlikte bana bir şey olmaz yaklaşımı, gerekli tedbirlerin, bireysel olarak sorumlulukların yerine getirilmemesi gerçekçi algı olmamaktadır. Bu noktada da Sağlık Bakanlığının yayınlamış olduğu tedbir önerilerinin dikkate alınması, bireysel olarak üzerimize düşen davranışsal tedbirlerin alınması gereklidir. Evde geçirdiğimiz zamanın arttığı bu günlerde, kendimizle daha fazla vakit geçiriyor olmamız; kendimizle barışma, kendimizi tanıma, aile bireyleriyle ilişkilerimizi geliştirme adına atabileceğimiz önemli adım olabilir. Dolayısıyla da durumu fırsata çevirmek, yoğun iş temposundan dolayı evde, ailemizle özlemini kurduğumuz vakti geçirebiliriz. Yaşamımızın anlamı, amacı yönünde çabalarımızı artırabilir, yetenek ve hobilerimize yoğunlaşabiliriz. Hızla ilerleyen rutinlerimizde unuttuğumuz yavaşlamayı deneyimleyerek, her gün yaptığımız eylemlerin aslında şükretmemiz gereken şeyler olduğunu düşünerek yol almak hayatımızı daha anlamlı kılacaktır. Bununla birlikte yaşamaktan bıktığımız, ufak şeyleri sorun ettiğimiz dünyada; bakış açımızın, dünyayı ve olayları yorumlamamızın dönüşmesi gerektiğini anlamak bizim için güzel bir adım olacaktır.

Son olarak, mevcut durumu fırsata çevirerek, gerekli tedbirleri almak, bu durumun biten tüm şeyler gibi elbet son bulacağını bilerek yaşama devam etmek yerinde bir davranış olacaktır. Bu noktada her türlü tehlikeye karşı görevlerini yerine getiren başta sağlık çalışanları ve diğer tün çalışanlara teşekkürlerimiz sonsuzdur.

 

Kaynakça

Çağdaş, Aysel- Şahin Şeçer, Zarife(2015), Anne-Baba Eğitimi, Ankara: Eğiten kitap

Burkovik, Yıldız-Tan, Oğuz(2016), Korkacak Ne Var?, İstanbul: Timaş Yayınları

Selçuk Budak, Psikoloji Sözlüğü Ankara,2017, Bilim ve Sanat Yayınları,975 sayfa.

Cüceloğlu, Doğan(2014),İnsan ve Davranışı, İstanbul:Remzi Kitabevi

Robichaud, Melisa-J.Dugas, Michel(2018),Yaygın Kaygı Bozukluğu Çalışma Kitabı,İstanbul: Psikonet

 



Bu yazı 198 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI