Bugun...


Psk. Büşra TAŞKAN

facebook-paylas
KAYIP VE YAS OLGUSU & TRAVMATİK YASA BAKIŞ
Tarih: 03-01-2021 16:56:00 Güncelleme: 04-01-2021 20:20:00


Yas süreci bir kayıp ya da kayıp tehdidi sonrası başlar ve her ilişki, ayrılık ya da ölüm sonucu biter. Dolayısıyla her insan yaşamı boyunca kayıplarla ve doğal olarak yas ile karşı karşıya kalmaktadır. Kavramsal olarak yas, bir kayıp sonrası ortaya çıkan şiddetli ve uzun süreli acı olarak tanımlanmaktadır.

 

 

Travmatik yas, zamansız ve beklenmedik bir anda ve özellikle şiddet ya da korkunç bir olay sonucu meydana gelen ölümlerin ardından bireyde oluşan tepkiler ve bu tepkilere bağlı olarak bireyin yaşam alanlarındaki işlevselliğin önemli derecede olumsuz etkilenmesi olarak tanımlanabilir. Travma ve kaybın birey üzerinde yarattığı ikili etki, birey için temel bir psikolojik yük olmakta ve bireyin değerlerini, beklentilerini, dünyayı algılama biçimini ve baş etme mekanizmalarını ciddi oranda örseleyerek yas tepkilerinin çözümlenme sürecini uzatmaktadır. Ayrıca, travmatik yas yaşayan bireylerde, yaşadıkları travmaya bağlı olarak travma sonrası stres bozukluğu gelişebilmektedir.

 

 

Travmatik yas konusunda önemli çalışmaları olan Jacobs yas ile ilgili son tartışmaları kapsayan bir tanı modeli olarak dört temel ölçüt belirlemiştir.

 

 

A ölçütleri bir yakının ölümü ve ayrılık kaygısının belirtilerinen oluşmaktadır;

 

 

1) Kişinin bir yakınının ani,beklenmedik, vahşet veren bir şekilde ölümü.Tanı koymak için ölümün travmatik olması gerekmektedir.Yakınlık drecesi değişebilir,kişinin yakın olduğu,güvendiği,özdeşleştiği,ve travmatik ayrılık yaşadığı biri olmassı yeterlidir.

 

 

2)Kişi yitirdiği kişi ile ilgili uğraşlar içindedir.Tekrarlayıcı,rahatsız edici olan bu belirtiler zaman zaman arama,özleme,hasret çekme belirtileri içinde ama daima hayal kırıklığı ile sonlanmaktadır.

 

 

Yukarıdaki belirtilerin olmaması halinde tanı koyulamaz.Normal yastan farklı olarak travmatik yasta ayrılık kaygısı işlevselliği etkileyecek düzeyde tekrarlayıcı ve rahatsız edicidir.

 

 

B ölçütleri ölümle travmatize olmanın yasa özgün belirtileridir;

 

 

On bir temel belirti vardır.Bunlar belirgin olmalı ve süreklilik taşımalıdır.Bu belirtilerde duygular ölen kişi ile ilgilidir.Duyguların bazıları duygusal donukluk ve olaydan kaçmaya yönelik olabilir.Bu  11  temel belirtiyi şu şekilde sıralayabiliriz:

 

 

1)Geleceğe yönelik anlamsızlık hissi

 

 

2)Duygusal tepkisizlik

 

 

3)Donukluk hissi

 

 

4)Kopukluk

 

 

5)Şok

 

 

6)Taşlaşma hissi

 

 

7)Ölümü kabul etmede güçlük

 

 

8)Hayatın anlamsız ve boş olduğu hissi

 

 

9)Ölen kişi olmadan yaşamın devam edebileceğini hayal edememe

 

 

10)Bir parçasının yok olduğu hissi

 

 

11)Dünyanın darmadağın olduğunu düşünme

 

 

Ve yan belirtiler:

 

 

-Emniyette olamama

 

 

-Güvensizlik hissi

 

 

-Ölen kişiye zarar verdiğine ilişkin gerçek olmayan düşünceler

 

 

-Ölümle ilgili aşırı öfke,acı ve huzursuzluk hissidir.

 

 

Tanı koyabilmek için bu belirtilerden en az dördünün olması gerekir.

 

 

C ölçütü süre ile ilişkilidir.

 

 

Bozukluğun (belirtilen semptomların) süresi en az iki aydır.

 

 

D ölçütü psikososyal işlevlerde aksamaya yöneliktir.

 

 

Sosyal, mesleki ve yaşamın diğer önemli alanlarındaki işlevselliğin klinik olarak ciddi bozulmasına neden olur.

 

 

Yas Süreci ve Kayba Yönelik Uyumu Etkileyen Faktörler Nelerdir?

 

 

Worden yas sürecini etkileyen yedi temel faktör belirlemiştir. Bunlar;

 

 

1- Ölen kişinin kimliği: Kayıp yaşayan bireyin yasa yönelik tepkilerini anlayabilmek için öncelikle ölen kişinin kim olduğuna yönelik bilgiye ihtiyaç vardır. Yas tutan birey ile ölen kişi arasındaki akrabalık düzeyi (eş, ana-baba, çocuk, sevgili, kuzen, arkadaş vb.) ve aralarındaki ilişkinin niteliği bireyin yas sürecini etkileyebilmektedir. Yaşlılık ve normal sebeplerden ölen bir büyükanne ile bir trafik kazası sonucu aniden ölen bir çocuğa yönelik yas tepkilerinde farklılıklar olabilir. Aynı zamanda, babaları ölen iki kardeşin yas tepkilerinde de önemli farklılıklar görülebilir. Bu farklılıklar, her iki çocuğun babaları ile olan ilişkilerindeki yakınlık düzeyi ile babalarına yönelik beklenti ve ihtiyaçlarının farklı olmasından kaynaklanmaktadır.

 

 

 2- Ölen kişi ile ilişkinin doğası: Ölen kişi ile ilişkisinin doğası da bireyin yas sürecini etkilemektedir. Ölen kişi ile çatışmalı bir ilişkisi olan birey, geçmişte ölen bireyle ilişkisinde var olan bitmemiş işlerin de etkisiyle suçluluk duyguları yaşayabilir ve buna bağlı olarak yas sürecini uzatmaya çalışabilir. Aynı zamanda, kayıp sonrasında kendini rahatlamış, çatışmalı ilişkiden kurtulmuş hisseden birey zaman içinde pişmanlık, kaygı ve çökkünlük yaşayarak, iç diyalogları ile ölen kişi ile olan çatışmalarını devam ettirebilmektedir.

 

 

Çatışmalı ilişki kadar, bağımlı ilişkiler de yas sürecine olumsuz etki etmektedir. Ölen kişi, kayıp yaşayan birey için bir bağlanma figürü oluşturuyorsa, idealize edilmiş bir kişiyse ya da kayıp yaşayan kişinin kendilik değerini artırıyorsa, yas tutan birey kendini yalnız, çaresiz ve kolay incinebilir hissedebilir ve Bu durumda birey kaçınma davranışı geliştirebilir ve artık ölen kişinin bulunmadığı bir dünyaya yeniden uyum sağlama konusunda güçlükler yaşayabilir.

 

 

3- Ölüm biçimi: Genel anlamda ölüm biçimi, normal ölüm, kaza, özkıyım ve cinayet sonucu ölüm olmak üzere 4 temel kategoriye ayrılmaktadır. Dolayısıyla, ölüm şekli doğal olarak bireylerin yas sürecini ve kayba yönelik uyumu etkilemektedir. Bunun yanı sıra, kaybın travmatik ya da beklenmedik oluşu da yas sürecini etkilemektedir. Aslında, ölümü önceden bilmek bireyin kaybı sonrasında çekeceği acıyı azaltmasa bile, bireyin yas sürecine hazırlanmasına, sosyal destek ağının oluşturulmasına, ölen kişi ile o güne dek konuşamadıklarını dillendirmesine olanak tanımaktadır.

 

 

 4- Geçmiş kayıpların varlığı: Kayıp yaşayan bireyin daha önce kayıplarının olup olmaması, bireyin önceki kayıplara gösterdiği yas tepkileri ve önceki kayıplara yönelik yas sürecinin tam olarak tamamlanıp tamamlanmadığı gibi etkenler de yas sürecini ve kayba yönelik uyumu etkilemektedir. Bu noktada, bireyin geçmişinde herhangi bir psikolojik sorun yaşayıp yaşamadığının değerlendirilmesi de önem arz etmektedir.

 

 

5- Kişilik özellikleri: Bowlby,  yas sürecindeki bireyin kişilik özelliklerinin, bireyin kayba yönelik tepkilerinin anlaşılmasındaki önemine dikkat çekmiştir. Bu kişilik özellikleri, bireyin cinsiyeti, yaşı, zorluklarla baş etme biçimi, bilişsel yaklaşım biçimi, bağlanma biçimi ile inanç ve değerleri olarak nitelendirilmiştir.

 

 

 6- Sosyal destek: Kayıp yaşayan bireyin, aile ya da çevresinde bir sosyal destek ağının olması, bireyin yas sürecini ve kayba yönelik uyumunu önemli derecede etkilemektedir. Sosyal desteğin varlığı kadar, yas tutan kişinin algıladığı desteğin derecesi de büyük önem arz etmektedir.

 

 

7- Yas sürecinde oluşan sıkıntılar: Bir kaybın ardından meydana gelen yaşam olayları, ani değişiklikler ve krizler yas sürecini önemli ölçüde etkilemektedir. Kayıp sonrası bireyin yaşamında kaçınılmaz olarak bazı değişiklikler gerçekleşecektir. Bununla birlikte, yaşanabilecek ciddi ekonomik sorunlar gibi ikincil kayıplar, bireylerde ya da ailelerde önemli zorlukların deneyimlenmesine yol açabilmektedir.

 

 

Travmatik ölümlerde yas tutmak daha güçtür. Kaybedilen kişinin kayıp şeklinin feci oluşu yasla birlikte travmatik stresin yükünü de beraberinde getirmektedir

 

 

Sevilen kişinin ölüm anında acı çekmiş ve korkmuş olma olasılığı, bir başkasının sevilen kişiye kötü niyetle zarar vermeye kast etmiş olması gibi etmenler ek stresör olarak karşımıza çıkmaktadır. Ölümün şekli nedeniyle sıklıkla tıbbi ve hukuki kurumların araya girmesi, travmatik ölümün örneğin Öz kıyımda olduğu gibi bazı inanç gruplarının üyeleri için yas tutulmasını olanaksız kılması ya da travmatik ortamdan kaçma gereksinimi kişinin kendi kültürü ile uyumlu yas uygulamalarını yerine getirmesini engelleyebilmekte ve yasın çözülmesi güçleşebilmektedir.

 

 

Kaçınma stratejisi benimseyen bireylerde travmatik yas belirtilerinin daha şiddetli olduğu bildirilmiştir. Aynı araştırmacılar kayıp sonrasında diğer insanların davranışları hakkında olumsuz fikirlere sahip olmanın da belirtileri ağırlaştıran bir etmen olduğunu bildirmektedir. Doğal afetler çok kısa bir sürede çok sayıda insanın travmaya maruz kaldığı ve sevdiklerini ani ve feci şekillerde kaybettikleri büyük ölçekli travma ortamlarıdır. Tural ve arkadaşlarının Marmara Depremzedeleri ‟nde TSSB‟na eşlik eden ruhsal hastalıkları inceledikleri çalışmalarında birinci dereceden yakın kaybının olması afet sonrasındaki girişimlerde travmatik yas tanısının önemine dikkat çekmektedir Ayrıca, travmatik yas bedensel ve ruhsal hastalıkların oluşması için bir risktir.

 

 

 

 

 

                                                                                        

KAYNAKÇA

APHB Psikososyal Uygulamalar Katılımcı kitabı

 

 

Sezgin, U.,Yüksel Ş,Topçu Z,Genç Dişçigil, ‘’Ne zaman Travmatik Yas Tanısı Konur’’ makale 2011

 

 

Bir Kayıp Sonrasında Zorluklar Yaşayan Üniversite Öğrencilerine Yönelik Bir Yas Danışmanlığı Modeli (dergipark)



Bu yazı 186 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI