Bugun...


Prof.Dr. Nergüz BULUT SERİN

facebook-paylas
ÇOCUKLARDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Tarih: 05-06-2020 01:26:00 Güncelleme: 05-06-2020 01:26:00


Uyum ve davranış bozukluklarının ortak özelliği güven eksikliğidir. Çocuğun kendine ve çevresine güveni yoktur. Sıkıntılarını ve endişelerini söz ile ifade edemediği için vücut dili ile dışa yansıtmaktadır.

Uyum ve davranış bozuklukları ruh sağlığının tehlikede olduğunu gösteren işaretlerdir. İlk işareti alan anne ve babalar, başka işaretleri beklemeden nerede yanlış yaptığını bulmaya çalışmalı, gerekirse bir uzmandan psikolojik yardım alarak hatasını tamir etme yoluna gitmelidir.

Aile büyüklerinden birinin ölümü, babanın işini kaybetmesi, yeni bir eve taşınılması, okulunun değiştirilmesi, yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi gibi beklenmedik olayları ve değişiklikleri çocuklar kolay kabullenemez,uyum sağlamakta zorluk çekerler. Anne ve babadan destek gören, sevilen, özgüven duygusu gelişmiş bir çocuk kısa sürede yeni duruma uyum sağlayabilir.

Uyum sağlayıncaya kadar geçen süre içinde gösterilen davranış bozuklukları ruh sağlığına zarar vermeyen geçici uyum bozukluklarıdır. Bunlar aslında çocuğun sosyal gelişimi için faydalı tecrübelerdir.

Psikologlar, bir davranış bozukluğunu yorumlarken çocuğun yaşını ve davranış bozukluğuna yol açan olayın ciddiyetini gözönünde bulundururlar. Örnek verecek olursak, iki yaşına kadar bebeklerde parmak emme fazla ciddiye alınacak bir davranış bozukluğu değildir.

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERI

-Dikkat çekmek:Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:
-Intikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak isteyebilir.

-Yetersizlik:Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olabilir. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU ILIŞKI NASIL KURULUR?

1-Karşılıklı saygı: azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir.

2-Çocuğa zaman ayırmak: Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3-Cesaretlendirme:Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.

4-Sevgiyi anlatmak:Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.

Okul Öncesi Dönemde Gözlenen Davranış Bozuklukları

Tırnak Yeme : Tırnak yeme alışkanlığına 3-4 yaşından önce sıklıkla rastlanmaz. Ancak ender olarak 15 aylık gibi erken bir dönemde de görülebilir.Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir.

Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yetersiz ilgi ve sevgiyle sıkıntı ve gerginlik tırnak yemeye neden olan başlıca etkenlerdir.

Çocukların hemen yarısında görülen bu alışkanlığın kazanılmasında, aile içinde tırnak yiyen bir modelin çocuk tarafından taklit edilmesi de bir etken olabilir.

En etkili tedavi yöntemi, 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne ve baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Çocuğun bu alışkanlığı kazanmasına neden olan etkenler saptanarak konuya çözüm getirilebilir.

Özellikle kız çocukları için manikür malzemesi alınarak, tırnaklarının manikürlü ve yenmiş biçimleri onlara gösterilmelidir

KEKEMELİK

Ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ya da konuşmanın akışını kesen duraksamlar şeklinde kendisini gösteren bir konuşma bozukluğudur. Bozukluğun şiddeti kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişir. Psikolojik streslerin yoğun olduğu durumlarda artar.

Hastalık genellikle 2-7 yaşları arasında başlar. Çocuklarda yaygınlık oranı %1’dir. Erkeklerde kızlara oranla daha sık görünmektedir.

Oluş Nedenleri: Tam olarak bilinmemektedir. Kekemelik, çok etkenli bir bozukluktur. Oluşunda ailesel genetik bir yatkınlık olduğu kabul edilmektedir. Kekeme çocukların anne ve babalarında obsesif-kompulsif kişilik özelliklerine hatta nevroza sık rastlanmaktadır.

Tedavi: Çocuğun düzgün konuşması için sürekli zorlanmaması, konuşurken sabırla dinlenmesi, konuşmasının kesilmemesi, alay etme, utandırma gibi durumlardan kaçınılması gerekir.

Tedavide amaç sadece kekemeliğin geçmesi değildir. Çünkü kekemelik inatçı ve süreğen bir belirtidir. Toplum içinde çocuğu güç durumda bırakır. Tedavi aynı zamanda çocuğun benlik saygısını korumaya yönelik olmalıdır. Genellikle bu çocukların önemli olumlu özellikleri vardır.

Bunları bulup, ortaya çıkarmak, dikkatini ve ilgisini bu olumlu yönlere çevirmek, kekemeliğe önem vermemesi öğretilmelidir. Verilen önem azaldıkça kekemelik de giderek hafifler.

Konuşma Tedavisi (Speech Therapy): Konuşma tedavisi uzmanlarınca yapılır. 6-7 yaşından küçük çocuklara uygulanmışsa da yararı görülmemiştir.

PARMAK EMME

Parmak emme, normal çocuklarda anne karnında iken oluşan ve 3-4 yaşına kadar herhangi bir psiko-patolojik etken olmaksızın görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler.

Zararsız bir davranış olan parmak emmeye bebeklerin çoğunluğunda görülmesinin en önde gelen nedeni, yeni doğan bebeklerin bu davranışı daha uterusta öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü refleksi emme refleksi olmasıdır.

Parmak emme durumu 4 yaş üstü çocuklarda bazı özel durumlara tepki olarak ortaya çıkar. Örneğin, çocuk çok sinirli ya da yorgun olduğunda ya da sosyal yönden kendisini yalnız hissettiğinde ( kardeş kıskançlığı, çevre değişikliği vb.) parmağını emdiği görülür.

Aileye parmak emmenin tamamıyla önemsiz olduğu, çocuğu bu alışkanlıktan vazgeçirmede ısrarlı bir tutum izlemenin yanlışlığı açıklanır. Örneğin çocuğun ellerini tespit etme ya da parmaklara acı sürmenin yanlış olduğu, çocukta daha fazla travma yaratacağı gibi.

Araştırmalar en geç 5-6 yaşına kadar sona erdiği taktirde parmak emmenin zararını olmadığı, ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceği kanıtlanmıştır.

HİPERAKTİVİTE

Dikkat eksikliği –hiperaktivite bozukluğu bir hastalık durumu olmayıp çeşitli nedenlerden kaynaklanan bir davranış bozukluğu sendromudur. (Attetion Deficit Hyperactivity Disorder – ADHD )

Hiperaktivite duygusal rahatsızlık, çeşitli nedenlerle (genetik, doğum travması vb. ) oluşabilen merkezi sinir sisteminin organik ve fonksiyonel bozuklukları, ya da yalnızca normal bir mizaç özelliğinin abartılması olabilir. Hiperaktif çocukların zeka düzeyi normal veya normale yakın olmasına rağmen bazı güçlükler yaşarlar.

Hiperaktivite her iki cinste de görülmesine karşılık, erkek çocuklarda daha sıktır. Bazı istatistiklere göre okul çocuklarının % 5’i hiperaktiviteye rastlanmaktadır.

Hiperaktivite sorunu yaşayan kişilerin dikkat süreleri ile ilgili güçlükleri vardır; impulsive (dürtüsel) ve aşırı hareketlidirler.

Temel Belirtileri

Dikkat eksikliği

Hiperaktivite (Aşırı Hareketlilik)

% 90’ı okulda yeterince üretken değildir.

% 90’ı okulda düşük başarılıdır.

% 20’si okuma zorluğu çekmektedir.

% 60’ı ciddi yazma güçlüğü çekmektedir.

%30’u okulu bırakmaktadır.

Hiperaktif Çocuklara Karşı Neler Yapılabilir?

Bakım verenlerin devamlı kontrolü ve güvenli ortam yaratması gerekir. Ev basit mobilyalarla döşenmeli, çocuk travmalardan korunmalı.

Çocukların aşırı hareketlerini devamlı azarlayarak ve cezalandırarak bastırmak aktivitelerinin daha da artmasına neden olur ve çocuklardaki güven duygusunu zedeler.

Uzun süreli oyunlar yerine, sık aralıklarla kısa süreli oyunlar oynatılmalıdır.

Ev ortamında aşırı uyarandan kaçınılmalıdır. Örneğin Duvar kağıtları, perdeler ve örtülerin renkleri yumuşak tonlarda seçilmeli, merakı azaltmak için ev sade mobilyalarla döşenmeli.

Yeterli sık aralıklarla çocuğun uyku ve istirhati yumuşak müzik dinletilerek sağlanabilir.

Davranış olduğu anda cevap verilmeli çünkü bu çocuklar daha fazla ve çabuk ödüllendirilmeye ihtiyaç duyarlar. Verilen ödülden çok zamanlama önemlidir.

Olumsuzdan çok olumlu yanıt kullanılmalı. Orta düzeyli cezalar (yoksun bırakma, ara verme, küçük bir ödülü iptal etme vb.) en son çözüm olarak yararlı olabilir. Fakat bunlar az ve sürekli olarak bir ödül programıyla birlikte kullanılmalı.

Tutarlı olunmalı. Tutarlılık sürdürüldüğü taktirde bir iki hafta içinde değişimlerin başladığı görülür.

ENÜREZİS (Altını ıslatma)

TANIM:

Sağlıklı çocukta idrar kontrolü, gündüz yaklaşık 2 yaşında, gece 3-5 yaşlarında başlar. Çocukların işemelerini denetlemeleri için belli bir gelişim düzeyine ulaşmaları ve bu işlevi öğrenmeleri gerekir.

Bu nedenle dört yaşına kadar altına kaçırmalar normal kabul edilir. Çocukların hemen hepsinin idrar ve dışkı kontrolünü kazandıkları 4 yaşından sonra hala alt ıslatmalarına ‘enüresis’ adını alır.

Enüresis, hem sık rastlanması, hem de çocuk ve ana baba için zor bir durum olması açısından tüm davranış bozuklukları içinde en önemlisidir.

SINIFLAMA:

Enürezis iki biçimde görülebilir:

Primer (birincil) enüresis: çocuk doğumdan itibaren hiç idrar tutmayı öğrenememiştir. Bu, sinir -kas kontrolünün gelişmesindeki gecikmeden kaynaklanabilir. Bu gecikme, anne babanın düzensiz yada yetersiz tuvalet eğitiminin bir sonucu olarak da oluşabilir.

Sekonder (ikincil) enüresis: mesane kontrolü geliştikten sonra bir gerileme söz konusudur. Eğer çocuğun istem dışı idrar kaçırmaları tuvalet eğitiminden sonra bir süre idrarını tutabilmeyi öğrenmesinden sonra olmuşsa sekonder enüresis denir.

Mesane kontrolü gelişmiş çocuklar , heyecanlı oldukları ve ya oyuna çok daldıkları zaman geçici olarak idrar kaçırabilir Ancak daha önce kuru olup daha sonra idrar kaçıran çocuklarda incelenmelidir. Sekonder enüresis tipik olarak yeni bir kardeşin doğumu ya da yeni bir eve taşınma gibi bazı ruhsal gerginlik durumlarında ortaya çıkabilir.

Bu etkenler bir süre için daha olgunlaşmamış davranış biçimlerine dönmesine neden olur. Bazı uzmanlara göre, özellikle bu gerileme türü, çocuğun annesine olan öfkesinin sembolik bir ifadesi olarak yorumlanabilir.

YAKLAŞIM

Alt ıslatma sorunu karşısında özellikle ilk çocukluk yıllarında tedaviden kaçınılmalıdır. Okul çağındaki çocukların hala alt ıslatmaları durumunda, anne babalar, çocuğun organik rahatsızlığı ya da duygusal sorunu olduğundan endişe ederek gerekli önlemleri almalıdır.

Alt ıslatma sorunu zamanla idrar kesesindeki olgunluğun gerçekleşmesi, tuvalet kontrolünün artması ya da ruhsal zorlanmanın ortadan kalkmasıyla kendiliğinden kaybolur.

Alt ıslatmanın ilkokul yıllarında hala sürmesi halinde, önce sorunun kaynağını saptamak amacıyla bu duruma yol açabilecek çeşitli etkenler araştırılmalı, varsa ortadan kaldırmak üzere yerine göre organik ya da psikolojik tedavi yoluna gidilmelidir.

TEDAVİ:

Kondüsyon tedavisi ilaçsız tedavi; aile ve çocuğu desteklemek ve bilgilendirmek önemlidir. Bu hastalığın zamanla kaybolabileceği, diğer çocuklarda da bu tür problemlerin görüldüğü, hastalıkla ilgili diğer öğeleri açıklamak gerekir.

Aile ‘neden benim çocuğum?’ diye düşünebilir. Çocuğunun tembel olduğundan kaynaklandığını düşünebilirler. Bu hastalığın sıklığı, psikolojik, fizyolojik etmenler üzerinde bilgilendirilmelidir.

- Çocuğun gündüzleri tuvalete seyrek aralarla gitmesi önerilerek mesane kapasitesi arttırılmaya çalışılır.

-Kuru kalması için cesaretlendirilir. Şiddet, zorlama ve cezalandırma yerine, kuru olduğu geceler için ve olumlu davranışları için ödüllendirilir.

Çocuğa, geceleri sık sık tuvalete gitme alışkanlığı kazandırılır. Yatmadan 1 saat önceye kadar küçük miktarlarda sıvı alması önerilir. Gece boyunca uyandırılarak tuvaletinii kendi kendine yapması sağlanır.

Bu süre içinde çocuğun uyanmış olduğundan emin olunur ve onunla konuşulur. Gece sık uyandırma mesane kontrolünü arttırır. Büyük çocuklarda çalar saat ile sorumluluğu kendine bırakmak, güven kazanması yönünden uygundur.

-Çocuğun uykusunun derinliğinin fazla olması nedeniyle enüresisin hangi saatte olduğu tespit edilmelidir. Genellikle bu saat birbirine yakındır. Bu saatlerde çocuk uyandırılır yada idrar yapması halinde çocuğu uyandıran alarm sistemleri geliştirilmiştir

Çocuk idrar yapmaya başlayınca zil çalar. Çocuk bu ses ile uyanır. Bu deneyim tekrarlandıkça koşullu bir refleks oluşur. Bu sistemi kullanan çocukların anne ve babalarına başlangıçta çocuğu uyandırmak ve sakinleştirmek için yardımları gerektiği anlatılır.

- Çocuk altını ıslatmışsa temizliği, çamaşır ve yatak takımlarının değişimi kendisine bırakılır.

- Uygun yaklaşım gösterdiği halde başarılı sonuç alınamayan çok az orandaki vakalar, ergenlik döneminden önce iyileşir. Etkili bir yaklaşım ile 6 ay içinde iyileşme bildirilmiştir.

Organik nedene bağlı enüresis vakaları, nedeni oluşturan bozukluğun tedavisini gerektirir.

Farmakoterapi:rahatsızlığı ve hastalığı bulunan kişileri tedavi etmek için ilaçları kullanma metodu.

Antidepresanlar verilir. Tedavide ayrıca (tofranil) imipramine olmak üzere ilaçların yeri vardır. Bunda amaç gece uykusunun hafiflemesidir. Çocuk yatmadan 1 saat önce verilir. Burada EEG sonucunda problem görülmediyse tofranil kullanılabilir.

TİKLER

TANIM: Tik, birdenbire ortaya çıkan, hızlı ve ritmik olmayan motor hareketler veya ses çıkarma biçiminde olabilen, bir kas grubunun kalıplaşmış yinelenen istemsiz hareketlerine denir. tikler çoğu zaman kişi tarafından baskıya altına alınabilirlerse de genel olarak engellenemezler.

Erkek çocuklarda  kızlardan üç kat daha fazla görülen tikler, en fazla 6-7 yaş arasında ortaya çıkarlar. Tiklerde belirli bir ailesel yatkınlık vardır. Çocuklarda görülme sıklığı %12-14 oranındadır.

ÇEŞİTLERİ

Hem motor hem vokal(ses çıkarma şeklinde) tikleri basit yada kronik ve geçici diye sınıflara ayırmak olanaklıdır.

Tik, bir aydan önce geçerse geçici tik, bir yıldan uzun sürerse kronik motor tik olarak tanımlanır.

En sık görülen motor tikler, göz kırpma, boyun atma, omuz silkme ve surat buruşturma;

En sık görülen basit vokal tikler; boğaz temizleme, hırıldama, horuldanma, koklama ve tıksırmadır.

Karmaşık motor tiklerin en sık görülenleri ise yüz hareketleri, kendine çekidüzen vermeye yönelik davranışlar, kendine vurma veya kendini ısırma, ayağını yere vurma, birşeyi koklamadır.

Konu dışı sözcükleri yineleme, küfür etme(koprolali) ve kişinin kendi söylediklerini yinelemesi(palilali) ise en sık görülen karmaşık motor tiklerdendir

Tiklerin etyolojisi (tıbbi nedenlerin araştırılması) aydınlanmış değildir. Ancak tik tanısının kesinleşmesi için hastada tike benzer belirtiler yapan bir santral sinir sistemi hastalığının bulunmadığının kanıtlanması gereklidir.

Tiklerin en önemli nedenlerinden biri de taklittir. Bazen küçük yaşlarda çocuklar anne, baba, öğretmen ve oyun arkadaşlarının birtakım hareketlerini taklit ederken onların bazı davranış kusurlarını edinebilirler.

erken yaşlarda başlayıp sürüp giden korku, tedirginlik, kaygı, gerginlik vardır .çocuklarda görülen diğer davranış bozuklukları gibi, tikler de çocuğun duygusal durumu , duyarlılığı, ana babasıyla ilişkileri ve çevresiyle bağlantılarıyla yakından ilgilidir.

Yaşadığı çevre kavgalı, tedirgin ve güvensiz olan çocuklarda, başka bir deyişle, sürekli olarak çevresiyle çatışma içinde bulunanlarda, birden olan aşırı korku, coşkunluk, yorgunluk, öfke, acı gibi durumlar tik yaratabilir.

BELİRTİ VE BULGULAR

İstemsiz kas hareketleri: göz kırpıştırma, kaş kaldırma, boğaz temizleme, kuru  öksürük, omuz silkme, dudaklarını büzme tarzındadır.

Ayrıca, utangaçlık, huysuzluk, kabus görme, tırnak yeme gibi belirtilere de rastlanır

TEDAVİ

Tiklerin tedavisinde çocuğa bireysel terapi, davranış tedavisi, aile danışmanlığı ve bazen ilaç uygulamaları bir arada sürdürülür.

Aile, okul ve okul çevresindeki olumsuz etkileri düzeltmeye yöneliktir.

Aile ve öğretmenlere çocuklara aşırı sert tutumdan kaçınmaları, çocuğun başarısızlığında nedenlerini araştırmaları, çocuğun güven duygusunu pekiştirici ve olumlu yönlerini ortaya çıkarıcı bir yol izlemeleri önerilir.

TEPİNME VE KATILMA NÖBETLERİ

TANIM: tepinme ve katılma bir gelişim bozukluğudur. 18 ay-4 yaş arası çocuklarda sık görülür. Bu yaş bir negatiflik ve bağımsızlık yaşıdır.

Çocuk, aç, yorgun ve çoğu kez de istediği yapılmayıp hüsrana uğradığı zaman bir reaksiyon olarak tepinme ve katılma nöbetini başlatır.

Tepinme ve katılma nöbetleri günde birkaç kez tekrarlanıyor ve okul yaşı ve sonraki dönemlere kadar sürüyorsa aile- çocuk ilişkilerini güçlendirme ve aile danışmanlığı gerekebilir.

BELİRTİ VE BULGULAR

·Çocuk kendini yere atar ve tepinir,

·Bağırır, ağlar, soluğunu tutar, morarır,

· Soluk tutma aşırı olunca bayılma görülür,

· Çocuk disipline edilmeyen, her isteği yapılan tiptedir, kıskançtır. Açlık ve yorgunluk olabilir.

TEDAVİ VE BAKIM

·Tepinme ve katılma nöbetlerinin nedenine yönelik önlemler alınması aileye öğretilir. Aile-çocuk ilişkilerini güçlendirici açıklamalarda bulunulur.

· Nöbet esnasında ailenin kızgınlık göstermesi çocuğu korkutur ve aksi sonuç verir,

·Çocuğun yapacağı her hareketin kısıtlanması ters etki yaratır. Örneğin devamlı’ yapma’, ‘ elleme’ gibi olumsuz uyarılar,

Oyun çocukları devamlı hareket halinde ve meraklı olduklarından çocukların çevresi tehlikelerden uzak biçimde düzenlenir.

Tepinme ve katılma nöbetlerinin kayıtları tutularak ne zaman oluştuğu saptanabilir. Örneğin aç iken oluşuyorsa nöbet başlamadan önce çocuk beslenir.

·         Çocuğu kimsenin olmadığı sakin bir yerde birkaç dakikalığına yalnız bırakmak faydalıdır.

·         Aşırı şımarık çocuklarda disiplinli fakat sevecen ve sevildiğini hissettiren bir davranış yararlı olur.

·         Nöbet oluşacağı anlaşıldığında çocuğun ilgisi başka bir alana yönlendirme önem taşır.

·         Katılma ve tepinme nöbetleri çok sık ise ve gittikçe artıyorsa psikiyatrik tedavi gerektirebilir.

BAŞ VE VÜCUDU SALLAMA, YATAĞI SARSMA

TANIM: çocuğun kendisini, ritmik stereotipik hareketlerde bulunarak uyarmasıdır. Çocuklarda değişik yaş dönemlerinde görülebilen bu tür hareketler bir davranış bozukluğu olarak değerlendirilir.

Sağırlık, körlük, duygusal bozukluk veya ağır zihinsel özürlülük gösteren duyusal uyaranları yetersiz olan çocuklarda bu hareketlere sık rastlanır.

Ayrıca, fiziksel, nörolojik, psikiyatrik testlerle normal bulunan sağlıklı çocuklarda da görülebilir. Vücudu sallama, sıklıkla süt çocukluğu dönemi sonlarına doğru ortaya çıkar ve oyun çocukluğuna kadar sürer

Hareketler kendiliğinden azalabilir ya da okul döneminden sonra tamamen kaybolabilir. Baş ve ya vücudu sallama, yatağı sarsma hareketleri erkek çocuklarda daha fazladır ve çoğunlukla öyküde aile bireylerinde de bu tür hareketlerin varlığı saptanır.

TEDAVİ VE BAKIM        

Ritmik stereotipik hareketler stresten ve uyaranları algılama eksikliği veya yetersizliğinden kaynaklandığı için aile çocukta bu iki faktör üzerinde durulur.

Ailelere, bebeklik döneminde yaralanmaları önlemek için yastıklarla karyola kenarlarının desteklenmesi ve çocuğun gerginlik anlarında kendisini rahatlatmak için kullandığı bir mekanizma olduğunu tedaviye gereksinimi olduğu söylenir.

Hareketler okul öncesi dönemde de ısrarla devam ediyorsa çocukların muayene ettirilmesi doktora götürülmesi önerilir.


 OKUL ÖNCESİ YAŞLARDA ( 3 – 5 ) BESLENME ve YEME BOZUKLUKLARI

Çocuk yakın çevresindeki bireyleri taklit eder. Ailenin sofra düzeni ve beslenme modeli çocuğa örnek oluşturur. Bazı yiyecek maddelerini sevmeyi ya da sevmemeyi öğrenir.

Okul öncesi çocuk yorgun ve uykusuz iken iştahsız olabilir. Devamlı iştahsızlık durumunda duygusal, vücutla ilgili ve diyete ilişkin faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Oyun ve televizyon tutkusu sofra düzenini bozabilir.

Yemek aralarında şekerleme, çikolata vb. gibi yiyeceklerin yenmesine engel olmak gerekir. Üç yaştan sonra diş fırçalanmalıdır.

Çocuğun yemek yemede iyi alışkanlıklar kazanması, onun kişiliğinin gelişmesinde de yardımcı olur. Birçok ana – babalar , çocuklarına yemek yedirememelerinden , onların az yemelerinden yakınırlar. Çocuğa bu konuda bazı baskılar yaparlar

Bunlar, kişilik gelişimi yönünden, sakıncalı durumlar yaratabilir. Bu durumları şöyle açıklayabiliriz. Normal olarak çocuk acıktığı zaman yemek yer. Çocuk yemek yemede güçlük çıkarıyorsa , bunun bir nedeni vardır.

Kimi durumlarda bu nedenler fizyolojik , kimi durumlarda da psikolojik kimi zamanda hem psikolojik hem fizyolojiktir. Hasta bir çocuğun yemeği reddi fizyolojik olabilirken , öfkeli ve sinirli bir çocuğun yemek yememesi psikolojik bir nedene bağlıdır

Ortada bir neden yokken , çocuğun yemek yememekte direnmesi, ana-baba kardeş gibi çevresindekilerle olan bir uyumsuzluğun nedeni olabilir.

Ana -babalar, Yemek için çocuklarını zorlarlar. Kimi ana-babalar çocuklarına yemesi için yalvarırlar; hatta öyküler anlatma, armağan verme gibi davranışlarla işi rüşvete kadar götürürler.

Çocuğun ebeveyninin kendisi için gösterdikleri bu duyarlılığı öğrenmesi , onda yemek yememe davranışını pekiştirir. Böyle bir çocuk bilinçli ya da bilinçsiz olarak ana- babasına istediğini yaptırmak için, bu yöntemi bir araç olarak kullanmak ister.

Yemek yemeyen bir çocuğu dövmeye kalkışmak da çocuğun , bu durumu , bir silah olarak kullanmasına neden olur. Ana – babanın dayağa başvurması, sabrının tükenmesinin ve çaresiz kalmasının bir sonucudur.

Dayak çocuğu öfkelendirdiği için çocuğun yeme isteğini büsbütün kapar. Bu yüzden dayaktan kaçınılmalıdır. Her ne biçimde olursa olsun çocuğa zorla yemek yedirmeye çalışılmamalıdır. Çocuk önüne konan yemeği yemeğe alıştırılmalıdır; yemiyorsa kaldırılmalıdır.

Öğün aralarında , yeme isteğini giderici yemek yedirilmemelidir. Çocuk, belli zamanlarda yemek yemeye alışmalıdır. Yemeğini yemeyen çocuk, bir iki kez diğer öğüne kadar yedirilmezse, yemek yemeye başlar;

Tavsiyeler:

Bir çocuğu cezalandırmak ve kontrol etmek için yiyeceği asla bir araç olarak kullanmayınız.

Çocuk büyüdükçe ve çok aktif oldukça gıdaya ilgi azalır veya bir içe kapanıklık sonucu olarak gıdayı reddedebilir.

Anne- babalar gıdayı vermede direnmemeli , çocuğun diğer duygusal gereksinimleri göz önüne alınmalıdır.

Saldırgan bir çocuk için yapılacak değişiklikler:Böyle bir çocuğa sofra kuralları açık ve basit bir dille anlatılmalıdır.

Eğer çocuk sofrada saldırgansa önce onun sakinleşmesini beklemeli sonra Kaygılı çocuklar için yapılacak değişiklikler: İstediği kadar yemesine izin verilmeli ancak daha fazlası için zorlanmamalıdır. Baskı onun daha çok karşı gelmesine neden olur.

Çocukla konuşulmalıdır.

YALAN

Tanım: Sosyal bir davranış olan yalanın amacı, başkalarını yanıltmaktır. Ana – babalarının birçoğu çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler.

Oysa 3 yaş çocuğunun “ inanılmayacak öyküler” uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldır. Onların abartmaları ya da kuyruklu yalanları aldatma amacını gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği, görüp duyduğunu çarpıttığı için uydurur.

Kimi ana baba çocuğun olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Oysa öykü uydurmak ve taklit oyunu yalan söylemek değildir.

Bazı çocuk psikologlarına göre ilk yalanın 6 yaş dolaylarında görüldüğünü belirtirken, bazıları 7 yaş öncesinde çocuğun yalan söylemediğini savunurlar. 3-4 yaş çocuğunun sık sık söylediği yalanlar gerçek anlamda yalan değildir,

Sahte ya da görünürde başka bir deyişle “sözde” yalanlardır. Görünürde yalan bazen oyun niteliği taşır. Çocuk çevresindeki kişiler ya da kendisiyle ilgili olaylara ince ayrıntılar katarak bunları süsler.

Gerçeğe bu anlamda bağlı kalabildiği gibi, tümüyle başka bir olay da yaratabilir. Bu tür uygulamalar 7 öncesi çocuklarda sıklıkla görülür. Bu uydurmalar zamanla gelişebilir ve öykü gibi tamamlanabilir.

Bu hayal gücü ürünlerinin özelliği ikinci bir kişinin yaratılmasıdır. Çocuk çoğunlukla kendisiyle aynı yaş ve cinsiyette bir kardeş , kuzen  arkadaş yaratır. Çocuk duygu ve deneyimlerinin bir bölümünü, sorumluluklarının bazılarını ona aktarır.

Tek çocuk ya da kardeşleri kendisinden çok büyük olanlarda bu daha sıktır. Mesela: Oyun arkadaşı olmayan bir çocuk kendisiyle aynı yaşta sembolik bir arkadaş yaratır. Çocuk kurduğu hayalleri gerçek gibi kabul eder. 6 yaş öncesinde çocuk yalan söylediğinin farkında değildir.

Tedavi :

Öykü uyduran çocuğu engelleyici hiçbir girişimde bulunmamak gerekir. Aynı zamanda onunla alay edilmemelidir. Bu durum onu hayal kırıklığına uğratabilir. Zaten 4 yaşına doğru çocuk artık arkadaşından pek söz etmemeye başlar.

Yalan ilk beş yıl bir problem oluşturmaz. Ancak 6 yaş civarında çocuğa yalanın doğru olmadığı , ahlak kurallarına aykırı olduğu anlatılmalı ve çocuğa iyi örnek olunmalıdır.

4 yaşına geldiğinde yalan salt övünmekten öte bir amaçla söylenmişse ,düş gücü ürünü ya da bir şaka değilse , o zaman annenin çocuğa , eğer doğruyu söylemezse ona ne zaman inanacağını bilemeyeceğini söylemesi yeterlidir. Sert cezalardan kaçınılmalıdır.

ÇALMA – HIRSIZLIK

Tanım: Çocukta doğuştan mülkiyet kavramı yoktur. Çevresinde gördüğü hoşuna giden ya da gereksinme duyduğu eşyayı çocuk kendine mal etmeye ya da düşünmeden kullanmaya girişir. Mülkiyetin anlamı çocuğun gelişimine uygun olarak ailece kendisine aşılanmalıdır.

Küçük yaşlarda çocuklar tarafından başkalarına ait olan bir şeyi izinsiz alma davranışına sık rastlanır. Ancak bu tür eylemleri “ çalmak” anlamında kabul etmemek gerekir. “Çalma olayı çocukta 5 yaşına kadar bir sorun oluşturmaz.” İki yaş çocuğunda sahiplik kavramı yoktur. “ senin, benim, onun” yoktur. Her şey  onundur. Çocuk giderek kendinin olanla , olmayanı ayırt etmeye başlar. Ama bencil tutumu uzun süre değişmez. 3-4 yaş çocuğu şekercide şekeri kimseye sormadan avuçlar.

Gözlemlere göre aşırmalar 5 ile 8 yaş arasında oldukça sıktır.

Tedavi:

Çocuk başkalarına ait olan şeyleri alamayacağını öğrenmelidir.

Bunu öğretmenin en iyi yolu çocuğun kendisine ait eşyaları almasını sağlamak ve yeterince büyüyünce kendisine harçlık vermektir. Çocuğun ayrı odası ve çekmeceleri olması da tercih edilen bir yöntemdir.

Çocuk kendisine ait olamayan bir eşyayla eve döndüğünde ebeveynler: çocuğu korkutmadan , “hırsız! Niye çaldın, senin neyin eksik ?” gibi sözler kullanmadan, oyuncağın geri verilmesi en doğru çözüm yoludur

Çocuklarda Öfke Nöbetleri

Tanım: Öfke, bireyin isteklerinin maddi ve manevi bir engele uğramasıyla ortaya çıkar. İstekleri yerine gelen kimsede öfke oluşmaz. Ne zaman ki bireyin temel gereksinmeleri, bir başkası tarafından engele uğrar o zaman öfke nöbetleri görülür.

Psikologlara göre insanlar, özellikle onuruna dokunuldukları, küçük düşürüldükleri, yahut istediğinden yoksun bırakıldıkları zaman öfkelenirler. Öfke, kişiliği zedeleyen bir davranıştır. Öfke sırasında bireyin yaşama uyumu zorlaşır.

Çocuklar öfkelenince bağırıp çağırmanın yanı sıra tepinirler ve kendilerini yerlere atarlar.

Çocukta öfke , küçük yaşlarda görülür. Elinde oynadığı oyuncağı alınan çocuğun bağırıp tepinmesi öfke belirtisidir. 3 – 4 yaşındaki bir çocuk “kendini dünyada en önemli varlık” olarak görür.

Buna “ ben merkezcilik” denir. Çocuk bu zamanda her şeyin, kendisi için olduğunu kabul eder. Karşısına engel çıktığında öfkelenir.

Tedavi:

Her öfkelendiğinde istediğinin yapılması çocuğun bunu alışkanlık haline getirmesine neden olur.

Öfke, düşünme sürecinin oluşumunu durdurur. Bu nedenle, çocukların öfke anında çevrelerindeki nesneleri kırıp parçaladıkları görülür. Çocukları öfkelendirmenin , öfkeyi bir alışkanlık haline getirmenin en önemli sakıncası budur.

Çocuk her zaman, düşünerek hareket etmesini öğrenmelidir.   Öfke sırasında ceza vermekten kaçınılmalıdır.

ÇOCUKTA İNATÇILIK

Tanım: İnatçılık çocukta benliğini gösterme gereksiniminin bir  belirtisidir. 3-4 yaşına geldiğinde dünyada başka insanlar da olduğunu, onların isteklerini yaptıklarını görür. Bu zamanda çocukta kendisinin büyükler gibi olması gerektiğini anlar ve bağımsız hareket etmeye başlar:

Yap! Denileni yapmaz,  “yapma!” denileni yapar. Bu durum ortalama 3-4 yaşlarındaki bir çocuk için normal bir olgudur. Kız çocuklarda daha erken görülebilir.

İnatçı çocuk , saldırganlığını pasif direniş yoluyla açığa vuran çocuktur.

Belirti ve Bulgular:

İnatçı çocuğun genel tutumu çoğunlukla gergin anne – çocuk ilişkisinin bir sonucudur ve başlangıcı özerklik dönemine rastlar.

Annenin tuvalet eğitimi veya yemek konusundaki çok katı ve ısrarcı oluşu çocuğu pasif direnmeye götürür.

Yemekte nazlanarak, oturağına oturtulunca dışkısını tutarak anneye direnir.

Ana çocuk arasında bu dönemde başlayan savaş başka alanlara da sıçrayarak sürüp giderse ortaya inatçı bir kişilik çıkar.

Tedavi:

Anne baba çocuğa ne çok baskı ne de aşırı hoşgörüde bulunmamalıdır.

Çocuğun inatçılığını dayakla bastırmaya çalışmak doğru değildir. Bu çocuğa daha çok zarar verir.

Çocukta inatçılığın gelişmesini önlemek için eğitimciler şu önlemlerin alınmasını önermektedirler:

1)Çocuğun inatçılık yaratmasını sağlayacak durumları yaratmaktan kaçınmak.

2) Çocukta inatçılık belirtileri görülünce çocuğun üzerine fazla gitmemek, ailede fazla baskı, yasak olmamalı,

3)Çocuğun ilgisini başka bir konu üzerine çekmeye çalışmak gerekir.

4)Çocuğun inadı uğruna ailede bir değişiklik yapılmamalıdır.

Saç Koparma (Trikotillomani)

İki yaşından önce görülen saç ve seyrek olarak kaş yolma davranışı zeka geriliğinin ve gelişim bozukluğunun işareti sayılabilir. İki yaşından sonra ortaya çıkan saç yolma, anne-çocuk ilişkisinde çatışmalar olduğunu gösterir

Duygularını ifade etmede güçlük çeken, yasak ve baskı altında büyüyen kız çocuklarında saç koparma davranışına daha sık rastlanmaktadır. Korkularını, endişelerini, öfkelerini rahatça ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar, saçlarını veya kaşlarını yolarak, saldırganlık ve kızgınlık duygularını kendilerine yöneltmektedirler.

Konuşamayan, isteklerini anlatmakta güçlük çeken zihin özürlü çocuklarda da saç koparma olaylarına sık rastlanmaktadır

Toprak Yeme (Pika):

İlk bir yıl içinde bebekler eline geçeni ağzına götürerek sertliğini, yumuşaklığını, yenip yenmediğini deneyerek öğrenmek isterler. Bu tür geçici denemeler ilk aylarda eşyayı tanıma ve keşfetme olarak değerlendirilebilir. Bir yaşından sonra devam etmesi hâlinde uyum bozukluğu olarak ele alınmalıdır.

Yeterince beslenemeyen, ilgi ve sevgi eksikliği içinde olan çocuklar, evde ve bahçede ellerine geçirdikleri toprak, kum, kireç, hatta dışkı gibi zararlı şeyleri ağzına götürüp yiyebilirler. Seyrek de olsa mobilya kenarlarını kemiren çocuklara rastlanmaktadır.

‘Pika’ denilen bu davranış bozukluğu, daha çok anne sütü ile beslenmeyen, sevgiden, ilgiden ve şefkatten uzak büyüyen, güven duygusu gelişmemiş çocuklarda görülmektedir.

Saldırganlık:

Oyunbozanlık, İnatçılık (Asosyalite): Oyun çocuğun en ciddi işidir ve en etkili eğitim aracıdır. Oyundan zevk almayan çocuk yoktur. Çocuk oyun vasıtasıyla birikmiş enerjisini boşaltır, sinirlerini ve kaslarını geliştirir, el becerileri kazanır, yeteneklerini gösterme fırsatı bulur.

Paylaşmayı, kurallara uymayı, sırasını beklemeyi, kendisine verilen rolü yerine getirmeyi, sabretmeyi öğrenir. Çünkü ister aletli, ister aletsiz oynansın, kuralsız oyun yoktur.

Eğer bir çocuk oyunun kurallarına uymuyor, kendisine verilen rolü yerine getirmiyor, yenilgiyi kabul etmiyor, saldırgan ve inatçı bir kişilik sergiliyor ise, ailenin verdiği eğitimde yanlışlar var demektir.

Bu çocukların kısa zamanda adı oyunbozan ve mızıkçıya çıkar, arkadaşları tarafından oyuna alınmaz. Her isteği yerine getirilen, şımartılmış, ‘dediğim dedik’ çocuklar grup oyunlarına uyum sağlamakta zorluk çekerler

Uyku Bozukluğu

Bebeklerin uyku ve uyanıklık saatlerini ayarlama ve bir düzene sokma ilk aylarda zor olabilir. Ancak zamanla anne-bebek ilişkisi yerine oturunca, uyku saatleri de bir düzene girecektir. Bebek geceleri birkaç defa ağlayarak uyanabilir. Meme verilip altı temizlendiğinde tekrar uykuya dalar.

İleriki aylarda diş çıkarma, yeterince beslenememe, karın ağrısı ve kulak iltihabı, ilgi eksikliği, fazla ses ve ışık gibi sebeplerle uykuda düzensizlikler ortaya çıkabilir.

Annenin uyku konusundaki titizliği, yeterince uyumadığı endişesi, uyutmak için gösterdiği çaba bebekte duygusal bir gerginliğe yol açar ve uykuya gitmeyi zorlaştırır.

Gece korkuları, anne baba ile aynı yatakta yatma istekleri, uykuya gitmede inatçılık anne-çocuk ilişkisindeki bozukluğun işareti sayılabilir

İçe Kapanıklık

Psikolojide saldırganlık ve kural tanımama madalyonun bir yüzü ise; diğer yüzü içe kapanıklık ve çekingenliktir. Yani, çekingenlik de saldırganlık kadar problem sayılmaktadır. Ancak çoğu ailelerde çekingenlik efendilik ve uysallık olarak yorumlanmakta, “Çocuğum çok usludur, hiç yaramazlık yapmaz, sözümden dışarı çıkmaz” diyerek içe kapanıklığı övülmektedir. Duyguları ve haklı tepkileri ceza ile bastırılan, yanlışları kınama ve suçlama ile karşılanan çocuklar zamanla kendilerine olan güvenlerini kaybeder, yanlış yapmamak için susmayı ve içlerine kapanmayı tercih ederler.

Kibrit ve Ateşle Oynama

Küçük çocuklarda kibrit ve çakmakla oynamak, bunlarla kâğıt yakmak sık görülen, bazen yangına sebebiyet veren ciddi bir olaydır. Zekâ geriliği olan, duygularını ve isteklerini ifade etmekte zorlanan çocuklar ateşle oynamanın getireceği tehlikeli sonucu kestiremezler.

İçlerinde anne babaya karşı kin ve intikam hissi duyan mutsuz çocuklar, farkında olmadan, içlerindeki saldırganlık duygusunu yangın çıkararak açığa vurabilir.

Evden Kaçma:

Uyum ve davranış bozuklukları içinde en ciddi olanı evden kaçmadır. Çocuklar sevilip sevilmediklerini denemek için birkaç saat gözden kaybolur, kuytu bir köşede, bir bodrumda veya arkadaşlarıyla oyuna dalmış olarak bulunur.

Okul öncesi çocuklarda uyum ve davranış bozuklukları çoğu kez dışarıdan anlaşılamaz, ancak bir uzman kişi tarafından fark edilebilir. Çocuklar dil ile ifade edemedikleri bilinçaltına atılmış olan korkularını, bilinçsiz olarak, çizdikleri resimlerde belli ederler.

Çocukların çizdiği insan resimlerinden birkaç örnek verelim.
Ağzın büyük çizilmesi: Anne ve babanın azarlamalarından, kınamalarından ve suçlamalarından korkma.
Ağzın küçük çizilmesi: Zorla yemek yedirilen çocuklarda iştahsızlık.
Ellerin büyük çizilmesi: Dayaktan ve cezadan korkma.

Ellerin küçük çizilmesi: Kendi başına bir iş becerememe, yetersizlik ve güvensizlik.

Dişlerin büyük çizilmesi: Saldırganlık ve kızgınlık eğilimleri.
Göz, burun ve kulağın olmaması: İçe kapanıklık, özgüven eksikliği, gerçeklerden kaçma, dış dünyadan kopup hayallere sığınma.

Ailelerin de amacı uzmanların amacıyla paralel olmalıdır; amaç, davranış bozukluğunu ortadan kaldırmaya çalışmak değil, bu bozukluğu ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmak olmalıdır.



Bu yazı 225 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI