Bugun...


Meryem KALYON

facebook-paylas
BENLİĞİNİ ARAYAN ÇOCUK
Tarih: 20-12-2020 21:38:00 Güncelleme: 20-12-2020 21:38:00


1986 yılında yayınlanmaya başlanan ‘Benliğini arayan Çocuk’ Virginia M. Axline tarafından yazılıp Elkin Besin tarafından çevrilmiştir. Virginia Axline, çocukları tedavi etmek için popüler bir yöntem olan oyun terapisinin kullanımına öncülük eden 20. yüzyıl psikoloğuydu ve en iyi oyun terapisi üzerindeki etkisi ile bilinmekteydi.

 

 

Bu kitap, Tüm terapi seanslarının kayıtlarından meydana gelmiştir. Yalnızca kimlikleri ele verici bilgiler değiştirilmiş ve akıcılığı sağlamak amacı ile fazla yinelenen kısımlar elenmiştir. Çocuk Rehberlik Merkezi’nde, Dibs ile terapist arasında yer alan konuşmalar aynen aktarılmıştır. Anne ile yapılan görüşmelerde kayıtlardan alınmış, ancak kimlikleri belirleyici yanları ve Dibs ile doğrudan ilgili olmayıp, kişilerin özel yaşamını ortaya koyan kısımlar kitaba alınmamıştır. Dibs’ e ve annesine ait olmayan hiçbir sözcük eklenmemiştir.

 

 

Kitabın ana karakteri olan Dibs, plansız şekilde gerçekleşen bir doğumun aileye yaşattığı sarsıntıların çocuğu ne kadar etkilediğini konu edinmektedir. Dibs’i anlattıklarından yola çıkarak ‘‘Özgürleşmek isteyen rüzgar’’ olarak adlandırabilirim çünkü hem kendisinin rüzgarı çok sevmesi; okulda ve oyun odasında sürekli bunu dile getirmesinden ziyade rüzgarın yüksek basınçtan alçak basınca hareket etmesi sonucu oluştuğu bilgisini göz önünde bulundurarak, Dibs’de Zeki olmak ve (Babasının tabiri ile) Budala olmak arasındaki bu muazzam farktan dolayı bu durumu yaşamaktadır. Dibs, oldukça zekidir ancak aile beklenmeyen bu doğumun acısını sürekli ondan almaktadır çünkü Dibs’in doğumu ailenin bütün hayallerini altüst etmektedir. Bundaki en etkili faktörlerden birinin de ikisi de bilim olmasına rağmen bu istenmeyen doğumun ‘‘Bilim insanı etiketine aykırı düşmesiydi’’.

 

 

Dibs’in bilim insanı etiketine aykırı düşmesinden dolayı ailesi, onun çevresi ile etkileşim kurmasını engellemiştir. Annesi bu etikete yakışır bir çocuğa sahip olmak için her fırsatta onun kendini geliştirmesi için uğraşmış ve her fırsatta kendinin böyle olmadığı göstermesini istemiştir. Dibs hiç olumlu ya da olumsuz tepki vermeyinceyse çabalamayı bırakmıştır. Annesi bütün bu süreçlerde onunla hiç duygusal etkileşime girmemiştir. Tek düşüncesi Dibs’in herhangi bir yeteneğini bulup geliştirmek ve diğer çocuklardan farklı olduğunu görmek olmuştur. Babası ise normal bir çocuk bile istemezken gözlemleri sonucu normal olarak nitelendirilemeyen bir çocuğa sahip olmanın öfkesi yüzünden onunla hiç duygusal etkileşime girmemiş, tam tersi her fırsatta onu azarlamıştır. Yani Dibs çevresindeki insanlarla duygusal etkileşimden yoksun büyümüştür. Oysa ‘‘Duygusal etkileşim’’ gelişimin kritik dönemi olarak kabul edilen okul öncesi dönemde büyük önem arz etmektedir. Başta aileler olmak üzere birçok faktör elverişli ve elverişsiz durumlar yaratarak, sürekli ve kalıcı sonuçlara neden olabilmektedir. Özellikle okul öncesi dönemde, sosyal ve duygusal gelişim çocuğun sağlıklı bir kişilik yapısı geliştirmesi ve çevresiyle olumlu bir etkileşim kurabilmesinde önemli rol oynamaktadır. Sosyal ve duygusal gelişimin niteliği anne baba ve çocuk etkileşimi ile yakından ilişkilidir. Anne babaların çocuklarının sosyal ve duygusal gelişimini desteklemeye yönelik davranışları; onların kendilerine güvenen, yaratıcı, bağımsız ve kendi haklarını korumasını bilen, başkalarıyla işbirliği ve dayanışma içerisine girebilen, kendisiyle ve çevresiyle barışık, dengeli ve uyumlu bir kişilik yapısı geliştirmelerinde etkili olabilmektedir.

 

 

Aile son çare olarak Dibs’i çevrede ün salmış Bayan A. İle terapiye başlatır. Bayan A. Dibs’e karşı hiç zorlayıcı ve yönlendirici tavır sergilememiştir. Bu sayede Bayan A., Dibs’e günler geçtikçe güven vermiştir. Bu durum Dibs’in oyun odasında kendisini güvende hissetmesine ve duygularını açıkça ifade edebilmesine olanak sağlamıştır. Bayan A., Dibs’in oyun odasında oynadığı oyunların onun iç dünyasını yansıttığını bildiği için oyun oynarken onun davranışlarını ve söylemlerini çok dikkatli bir şekilde müdahale etmeden gözlemlemiştir. Bu sayede Dibs’in kişisel bütünleşmesini tamamlamasına yardımcı olmuş, Dibs’in kendisini keşfetmesini sağlamıştır. Dibs’in bu yeteneklerini kimseye göstermemesinin altında yatan neden çevresindeki insanlar tarafından dışlanmaktan korkması, insanlara olan öfke ve güvensizliğinden kaynaklandığı açıkça görülmektedir.

 

 

Kitap, Dibs adında zihinsel engeli olduğu düşünülen erkek bir çocuğun oyun terapisi sayesinde zekasını kullanmayı ve duygularını ifade etmeyi öğrenerek kendi benliğini bulma sürecini anlatan gerçek bir hikayedir. Ve Bayan A. ile Dibs arasında geçen terapi boyunca kitapta pek çok içerik yansıtması ve duygu yansıtması görülmektedir. Ayrıca gerçek bir vakanın kitap haline getirilmesi kitaba ayrı bir değer katmaktadır.

 

 

Burada üzerinde durulması gereken önemi bir diğer nokra oyun terapisi ve onun bize sunduğu imkanlardır. Çocuklar için kullanılan bu terapi yöntemi genellikle 3-11 yaş aralığındaki çocuklar için daha uygun olabilmektedir. Çocuklar duygularını ve düşüncelerini yetişkinler gibi konuşarak ifade edemezler. Bu nedenle yetişkinlerle yapılan psikoterapi yöntemleri çocuklarda işe yaramayabilir. Oyun ve oyuncaklarla çocukların kendilerini, ihtiyaçlarını ve problemlerini ifade etmelerine odaklanılır. Çocuğun iç dünyasını anlamanın, duygusal problemleriyle başa çıkmasını sağlamanın, yaşadığı sıkıntılara çözümler üretmenin oyun terapisinin en önemli hedefleri arasındadır.

 

 

Çocuklar sadece oyun oynamaya odaklanırken, aslında oyun terapisi ile çocuğun sosyal ve bilişsel becerilerini gözlemleyebilmek amaçlanır. Çocukların davranışlarını etkileyen kızgınlıkları, korkuları, üzüntüleri ve endişeleri oyun sırasında açığa çıkarılır ve çocuklar aslında bu deneyimlerini oyun oynayarak anlatırlar. Bu sebeple oyun terapisi ile çocuklarla iletişim kurabilmenin ve çocuklara yardım edebilmenin en kolay yolu haline gelir. Kitapta da Dibs’in babasının, kendine ilgi göstermediği ve her kızdığında onu parmaklıkların arkasına kilitlemesindeki olan öfkesini; ‘Baba’ olarak nitelendirdiği bebeği kuma her gömüşünde ‘Sen orada nefessiz kal, hava alma’ veya terapi bitmesine rağmen onu hayal alemiyle kurduğu oyuncak şehirde yaşam tüm hızıyla akıp giderken onu bir hafta boyunca kırmızı ışıkta bekletmesi ile görmekteyiz.



Bu yazı 3448 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI