Bugun...


Meryem KALYON

facebook-paylas
KÖRLÜK
Tarih: 07-01-2020 15:44:00 Güncelleme: 07-01-2020 15:44:00


Portekiz edebiyatının dünyaca ünlü yazarlarından biri olan Jose Saramago, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Portekizli yazardır. Lizbon kentinin kuzeyindeki küçük bir köy olan Azinhaga’da (Ribatejo) doğdu. Bir yayınevinde, yayın hazırlığı ve üretim departmanında görev yaptı. Diario ve Lisboa gazetelerinde kültür editörü olarak çalıştı. Siyasi yorumlar yazdı. Portekiz Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulunda görev üstlendi. 1976’dan sonra kendini tümüyle kitaplarına verdi. 1993'te Kanarya Adaları'nda Lanzarote'ye yerleşti. 

Körlük, Jose Saramago'nun 1995'te yazdığı Portekizce roman. 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazarın en ünlü romanlarından birisidir. Direksiyon başında bir adam ansızın körleşirse ve bu körlük bütün şehre bulaşırsa ne olur? Ünlü yazarın 1995’te yayımladığı Körlük’te zaman, mekân belirsiz; kahramanlar isimsizdi. Konusu, körlüğün salgın hastalık gibi yayıldığı bir toplumda korku ve paniğin hakim olması sonucu ahlaki değerlerin çökmesidir. 

‘‘Bence körleşmiyoruz. Hepimiz körüz. Körüz ama bakıyoruz. Bakabilen ama görmeyen kör insanlar.’’ Kafama takılıp, zihnimi meşgul eden sözlerden bir tanesi… Günlük hayatta zaten pek çok şeyi görmezlikten gelen insanoğlu zaten körlük içindeydi. Jose Saramago, bu kitabı ile durumu ete kemiğe büründürdü…  

Kitabın ismi ‘Körlük’ ise, gerçek körlük yani gözlerin görme fonksiyonunu kaybetmesinin aksine, görmenin insan ruhunda, insanlık ruhunda yaşattığı duyguların, olayların (yardımlaşma, tahammül, hoşgörü, fedakarlık, cinsiyete saygı, kişisel alanlara saygı, temizlik, inançlara saygı, yaşama hakkına saygı...) kaybolmasını kastetmesinden gelmektedir. 

Roman, kırmızı ışıkta durmakta olan arabalardan birinin sürücüsünün aniden kör olmasıyla başlar. Bu körlük gerçek körlük gibi değildir, beyaz körlüktür, süt beyazı bir körlük; salgına yakalananlar her şeyi bembeyaz görür.  

Başlangıçta bütün körler karantinaya alınır. Toplumda düzensizlik, açlık, pislik, ilkellik hüküm sürmeye başlar. Salgından etkilenmeyen bir kişi vardır, o da doktorun karısıdır. Bazı anlar gelir ki gözünü kapatmaktan korkar ve hayır kör olmaktan korktuğu için değil geri açamamaktan korkar. Doktorun karısı gözleriyle, tüm kaosa şahit olan, dehşeti gören ve kendini bu süt beyazı körlükle boğuşan insanlara yardım etmek zorunda hisseden tek kişidir. Gözleriyle diğerlerine rehberlik edip hayatta kalmalarını sağlamaya çalışır ve roman bu tema üzerinden devam eder. Bu karakter üzerinden daha çok anlayacaksınız: İnsanlık varoluş gerçeğinin acılı yükünü omuzlarında taşıyor. İnsaniyet ise çok kırılgan bir kavram... 

Bütün ahlaki değerlerin çöktüğü bir dünya düşünün, şuan elde etmek için ömrünüzden saatleri feda ettiğiniz bütün maddi kaynakların artık hiçbir işe yaramadığını düşünün… Şuan kullandığınız kavramları bir düşünün: etik, temizlik, hijyen, özerklik bireysellik ve artık bunların hiçbir anlam ifade etmediği bir dünya… Ve yaşadığımız dünyadan ayrıymış gibi insanoğlunun dünyaya ilk gelişiymiş gibi tüm kuralları baştan yaratma ve hayatta kalma çabası, insanın ahlaki, dini, öğretisel geleneksel ve duygusal edinimlerinden soyunup ilkel doğallığına dönmesi işte hepsi Jose Saramago’nun bu kitabında en baştan yazılıyor. 

Muhakkak ki kitapta en çok beğendiğim bölüm, süt beyazı bu körlükte boğuşan bu insanların karantinaya alındığında artık hakkı olan yiyeceklere bile sahip olmak için bir şeyler vermesi gerekmesi. Durum öyle ki bu durum, mücevherden koğuştaki kadınlara kadar uzanır ve yiyecek karşılığı eşinizi, kızınızı, annenizi, en zoru da kadınlığınızı teslim etmek zorunda kaldıkları, zorluk üstüne zorluk yaşattıkları günlerin anlatıldığı bölümler oldu. İnsan körken bile kötülük yapmayı nasıl ustaca becerebiliyor Jose Saramago’nun ellerinden okumuş olduk. 

Kitap neden okunmalı? Kısmına gelirsek, Saramago, çoğunlukla üçüncü dünya ülkelerinde karşımıza çıkan birtakım olaylara karşı etkili bir politik taşlamanın örneğini veriyor bu romanında. Ayrıca Körlük metaforu ile öyle bir evren yaratmış ki Saramago, kitabı okurken siz de kahramanlarla birlikte aynı bunaltı içine giriyorsunuz. Ve akıllarda ortak bir soru yer ediniveriyor “Neden?” diye. İnsanı, ahlakı, yaşamı sorgulatıyor size. Dipte birkaç gram iyilik kırıntısı bulunan insanı bile sorgulamaya teşvik ediyor. Ve yine, yeni baştan soruyor “İyilik ve kötülüğün ne olduğuna kim karar veriyor? İnsan erdemli olmayı sadece beğenilmek, sevilmek için mi istiyor? Kimsenin onu görmeyeceğini ya da dışlamayacağını bilse, nasıl davranır?” diye.  

Ve son olarak Körlük, okuyup anlamaya, görmezden geldiğiniz durumlara baş bile çevirtemeyecek kadar ruhunuza işleyecek bir kitap… 



Bu yazı 310 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI