Bugun...


Eda Selin ŞAHİN

facebook-paylas
DİSLEKSİ HAKKINDAKİ DOĞRU VE YANLIŞLAR
Tarih: 19-07-2021 16:09:00 Güncelleme: 19-07-2021 16:09:00


Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan tanıma göre; yeterli zekâ, sosyo-kültürel imkân ve eğitime rağmen verimli okuma becerisi kazanmada yaşanan beklenmedik ve kalıcı başarısızlık “disleksi” olarak tanımlanmaktadır. Bir başka ifade ile bireylerin yeterli tüm koşullara sahip olmasına karşılık okumada zorlanması ile karakterize olan bir öğrenme güçlüğüdür. Diğer öğrenme güçlükleri gibi disleksi de, bireyden bireye farklılık gösterebilmektedir. 
 
 
Genel belirtilerine bakıldığında;
 
 
Konuşmayı öğrenmede gecikme, 
 
Harfleri ve harflere ait olan sesleri yeterli düzeyde öğrenememe,
 
Numaraları ezberlemede zorlanma,
 
Akıcı okumada problem yaşama,
 
Yazmada güçlük çekme
 
Matematiksel işlemleri yapmada problem yaşama şeklinde sıralanabilir.
 
 
Disleksili bireyler, yaşadıkları bu güçlükler nedeniyle eğitim hayatlarına uyum sağlamakta zorlanmakta ve düşük benlik algısı geliştirerek kendilerini sosyal çevreden soyutlamaktadırlar. Ancak literatürdeki olgu örneklerine bakıldığında eğitim-öğretim yaşamı boyunca herhangi bir zihinsel, görsel ve işitsel problemi olmasa da okumakta güçlük çeken ya da okuyamayan öğrencilerin sayılarının da fazlalığı dikkat çekmektedir. Tam da bu noktada bireyin kendisi ve çevresi için yıpratıcı bir etkiye sahip olabilen disleksinin doğru olarak tanınması ve doğru müdahalenin yapılması önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalar, özellikle son asırda, disleksi hakkında bilimden uzak yorumlamalar yapıldığını ve yanlış düşüncelerin azımsanmayacak kadar çok olduğunu göstermektedir. 
 
 
Hadi, şimdi gelin disleksi hakkındaki yanılgılara bir bakalım.
 
 
Disleksi, sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarında görülmektedir.
 
Disleksiye dair bilinen yanılgılardan biri disleksinin sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarında daha sık görüldüğü şeklindedir. Ancak yapılan araştırmalar bu yanılgının tam tersini göstermektedir. Araştırmalara göre sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan ailelerin çocuklarında disleksi görülme ihtimali diğerlerine göre daha yüksektir (akt. Balcı,2017). Bu durumun da sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan ailelerin, çocuklarına çok fazla fırsat sunabilmesine bağlı olduğu düşünülmektedir.
 
 
Disleksi, erkeklerde daha fazla görülmektedir.
 
Aslında bu, disleksi hakkında akla gelen ve dilden dile dolaşan en yaygın yanılgılardandır. Ancak böyle bir genelleme yapmak pek de doğru değildir. Çünkü erkeklerin kadınlara oranla disleksi olma olasılığının fazlalığı kanısı hala araştırılmaktadır ve yapılan araştırmalar incelendiğinde tek ve kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir (akt. Balcı,2017). Örneğin, disleksi tanılı Çinli çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada, kız ve erkek çocukları arasında okumayla ilgili bilişsel yeteneklerde herhangi bir cinsiyet farklılığına rastlanmamıştır (akt. Balcı,2017).
 
 
Solakların disleksi olma oranı daha fazladır.
 
Diğer efsanelerden biri de sol el kullananların disleksi olma ihtimallerinin fazla olduğudur. Ancak bu konu hakkında uzun yıllardan beri yapılan çalışmalar incelendiğinde solaklığın kesin olarak disleksiyi işaret ettiğini genellemek doğru olmayacaktır. Çünkü yapılan çalışmalar içerisinde henüz kesin bir sonuca ulaşılamamıştır(akt. Balcı,2017).
 
 
Disleksili bireylerin hepsi özel yeteneklidir.
 
Yanlış bilinen genellemelerden bir diğeri de disleksili bireylerin hepsinin özel yetenekli olduğudur. Yapılan araştırmalar incelendiğinde disleksinin zekâ ile herhangi bir bağı olmadığı görülmektedir(akt. Balcı,2017). Disleksi ile her zekâ seviyesinde karşılaşılabilmektedir.  Tanaka ve arkadaşları tarafından yapılan çalışmada yüksek ve düşük IQ skorlarına sahip disleksili bireylerin okuma anındaki beyin aktivasyonları görüntülenmiştir. Çalışma esnasında her iki grubun okuma anında beynin benzer bölgelerinde benzer biçimde azalan aktivasyonlar olduğu görülmüştür. Bu çalışma sonucunda disleksinin IQ oranından bağımsız olduğu görülmüştür (akt. Balcı,2017). Tüm bu verilere dayanarak tüm disleksili bireylerin üstün yetenekli olduğunu söylemek yersiz olacaktır.
 
 
Disleksili bireyler başarısızdır.
 
Okulda başarısız olan bireyin disleksili olma ihtimali fazladır düşüncesi de diğer bir yanlış düşüncedir. Çünkü disleksinin okuldaki başarısız bireylerde görüldüğüne yönelik olan düşüncenin aksine çok başarılı disleksili bireyler de olabilmektedir. Başarısı sebebiyle eğitim hayatı boyunca tespit edilmiş ya da edilememiş birçok disleksili birey bulunmaktadır. Akıcı okuma problemi olan bireyleri tespit etmenin kolay ancak akademik başarısı yüksek olan öğrencinin tespitinin güç olması bu inancın temellerini oluşturmaktadır.
 
 
Disleksili bireylerde zekâ geriliği bulunmaktadır.
 
Bir diğer efsane de disleksili bireylerde zekâ geriliğinin olduğu düşüncesidir. Yapılan araştırmalar incelendiğinde disleksi ve zekâ arasında doğrudan bir ilişkiye rastlanılmamaktadır (akt. Balcı,2017).
 
 
Disleksiye nadiren rastlanılmaktadır.
 
Disleksi hakkında yanlış bilinenlerden biri de toplumda ender rastlanan bir durum olduğu algısıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırmada öğrenme güçlüğü yaşayanların sayısı nüfusun yaklaşık olarak %15 ile %25'ini kapsamaktadır (akt. Balcı,2017). Yine bu bireylerin de yaklaşık %80'inde disleksi görülmüştür (akt. Balcı,2017). 
 
 
Okuma yapabilen bireyler disleksili değildir.
 
Diğer bir yanlış algı da okuma yapabilen bireylerin disleksili olamayacağıdır. Hâlbuki disleksili olan bireyler; önceden tanımış oldukları öyküleri ezberleyebilir, sözcüklerin biçimlerini anımsayabilir ve farklı stratejiler geliştirerek okumalar yapabilirler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta disleksili bireylerin hafızalarının onları bir yere kadar götürüp bir yerden sonra pek de destek olamayacağıdır. Çünkü kendilerine yabancı gelen kelimeleri tanımakta zorlanabileceklerinden okumakta da zorlanabilirler. Bu durum akıcılıkta ve öğrenmede birtakım bozukluklara sebebiyet verebilir. Bu durumda akla gelmesi gereken disleksinin her bireyde farklı olarak görülebileceğidir. Yani disleksili bireylerin bir kısmı okuma yapabilmekte ancak okuduklarını anlamakta güçlük çekmektedirler. Hatta 2008 yılında yapılan bir çalışmada disleksililierin %43'lük dilimi, lise eğitimleri ve sonrasında belirlenmişlerdir. Bu durum bulundukları kademede aldıkları düşük notlar ve seviyelerindeki düşüş ile ortaya çıkmıştır (akt. Balcı,2017). Bu kadar geç dönemde fark edilmelerinin sebebi olarak da ilköğretim dönemlerinde okuma yapabiliyor olmaları onların disleksili olma ihtimalinin göz ardı edilmesine sebep olmuştur.
 
 
Disleksi çocuklarda bulunan bir öğrenme bozukluğudur, yetişkinlerde bulunmaz.
 
Disleksi de gelişim gibi yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Disleksiye sahip olan bir çocuk büyüyüp gelişerek disleksili bir yetişkin haline gelecektir. Çünkü disleksi geçici ve eğitimle tamamen yok olabilecek bir durum değildir. Fakat disleksili bireyler de diğer öğrenme güçlüğüne sahip bireyler gibi doğru bir eğitim ile beklenen seviyeye ulaşabilir, okumayı öğrenebilir veya okuyacak düzeye gelebilirler. Ancak disleksili bireylerin okumada yaşamış olduğu yavaşlık ve akıcılık problemleri yaşam boyu devam eder.
 
 
Disleksi sadece tıbbi yöntemlerle tedavi edilebilir.
 
Aslında disleksinin tıbbi olarak herhangi bir tedavisi bulunmamakta ve ilaçla tedavi edilememektedir. Disleksi okuma konusunda uzman kişilerce teşhis edilip özel bir eğitim gerektirmektedir. Özel bir eğitim olmadan kendi kendine geçmesi mümkün değildir. Yani disleksililerin esas sorunları okuma ve yazma ile ilgili olup tıbbi bir yardım yerine sistematik bir eğitim ile tedavileri kolaylaşacaktır. Ancak sağlık personellerinin de tedaviye dâhil edilmesi gereken durumlar (özgüven eksikliği, sosyal fobi vb.)  olması halinde tedavide kendilerine yer bulabilmektedirler.
 
 
Sonuç olarak disleksiyi bilimsellikten uzaklaşmadan, doğruyu tanıyarak iyi analiz etmek ve bireysel farklılıkları dikkate almak oldukça önemlidir. Bu koşulların yerine getirilmesi ile birlikte disleksi tanısının erken dönemde konmasına fırsat sağlanabilmekte ve tedavisi kolaylaşmaktadır. Yine alanında uzman eğitimciler tarafından verilen eğitsel tedavi ile de problemlerin üstesinden gelmek mümkün olacaktır.
 
 
 
 
KAYNAKÇA
KING A.B. vd. (2019), Anormal Psikoloji (M. Şahin, çev.). Ankara: Nobel
Balcı E.(2017), Disleksi Hakkında Gerçekler; Disleksi Nedir ve Ne Değildir?, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19/1, s. 1-17


Bu yazı 478 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI