X 20
Bugun...



PSİKOLOJİ VE AHLAK

Ahlak insanın eşyayla olan münasebetlerinde, diğer insanlarla olan münasebetlerinde, genel düşünüş ve duruşunda toplumca benimsenmiş ve kabul edilmiş olan bir tavır takınmasıdır. Ya da bir insan topluluğunun belli bir tarihsel dönem boyunca, belli türden inanç, emir, yasak, norm ve değerlere göre düzenlenmiş ve söz konusu düzenlemeye bağlı olarak töreleşmiş, gelenekleşmiş yaşama biçimi[1] olarak tanımlanmaktadır.

facebook-paylas
Güncelleme: 20-05-2019 22:09:15 Tarih: 20-05-2019 21:38

PSİKOLOJİ VE AHLAK

Ahlak insanın eşyayla olan münasebetlerinde, diğer insanlarla olan münasebetlerinde, genel düşünüş ve duruşunda toplumca benimsenmiş ve kabul edilmiş olan bir tavır takınmasıdır. Ya da bir insan topluluğunun belli bir tarihsel dönem boyunca, belli türden inanç, emir, yasak, norm ve değerlere göre düzenlenmiş ve söz konusu düzenlemeye bağlı olarak töreleşmiş, gelenekleşmiş yaşama biçimi[1] olarak tanımlanmaktadır.

       Ahlak felsefesi iyi nedir, kötü nedir, iyilik ve kötülük nelerdir, bunların kaynağı nedir gibi temel problemlerle uğraşır. Ahlak felsefesinin bahsettiği bu iyilik kötülük olgusu insan dışındaki diğer varlıklar için söz konusu olabilir mi? Örneğin yılanların fareleri yemesini bir kötülük olarak adlandırıp, yılanlar kötüdür diyebilir miyiz? Doğadaki genel düzene ve uyuma baktığımızda elbetteki bitki ve hayvanları bir takım zararları var ya da birbirlerini yiyorlar diye kötü olarak nitelendiremeyiz.

İyi kötü gibi bir nitelendirme yapmamız için söz konusu varlığın akla sahip olması gerekmektedir.  İnsan diğer varlıklardan farklı olarak akla sahip olan bir varlıktır. Bunun yanında insan, aklıyla kalbi arasında bağlantı kurabilen, dolayısıyla belirli bir duygusal yaşama sahip olan bir canlıdır. İyi kötü, güzel çirkin gibi değerlendirmelerde bulunabilecek yeterli donanıma sahiptir. Zaten insandaki tüm bu özelliklerin bileşimi onu sorumlu olan bir varlık kılmıştır.

       Diğer canlılara baktığımızda belirli fizyolojik ihtiyaçların karşılanması ve -belki de dini söylemler kullanacak olursak - doğa dengesi için gerekli olan görevlerini yapmanın dışında herhangi bir uğraşları yoktur. Oysa insan her gün farklı şeyler yapmak istemekte, bilinmeyeni çözmeye uğraşmakta ve kendini tekrar etmekten sıkılmaktadır. Yapıp ettiklerinde kendine ve kendi dışındaki varlıklara zarar vermemesi, hatta faydalı sonuçlar çıkarması gerekmektedir. Kısacası insan kendisiyle ve kendi dışında kalan dünyayla bir denge kurmak durumundadır. İşte bu dengeyi kuran ve devam ettiren belirli ahlak ilkelerinin, belirli değerlerin varlığıdır.

     Ahlak felsefesinin iyi nedir, kötü nedir, iyiliğe nasıl ulaşabiliriz, kötülükten nasıl kaçabiliriz,erdem nedir, mutluluk nedir, ahlak nedir gibi sorular üzerinde durması için iyi ve kötü kavramlarının gerçekçi bir şekilde tek geçerli olduğu varlığı yani insanı tanıması gerekmektedir. Çünkü tüm bu kavramlar ancak insan için bir anlama sahiptir. İnsanı ise, geçmişte felsefenin çatısı altında bulunan, bugün ise müstakil bir disiplin olan psikoloji incelemektedir. İnsanı ilgilendiren her şey, ki özellikle davranışlarını yönlendiren ve onlara şekil veren her şey psikolojiyi de yakından ilgilendirmektedir. Ahlak felsefesinin gayesi iyinin ne olduğunu ortaya koymaktır. Herhangi bir iyi tanımını ise, insan doğasını tanımadan yapabilmesi mümkün değildir. Sosyolog insan doğasındaki öncelikler açısından insanın doğasının gereksinimleri açısından şöyle bir benzetme yapmaktadır;aç bir insanın nazarında bir dilim ekmek Allah'tan daha sevimlidir.

A. Maslow'un ortaya koyduğu temel ihtiyaçlar hiyerarşisine bakarsak ilk önce fizyolojik ihtiyaçların geldiğini görürüz. Fizyolojik ihtiyaçları giderilmemiş bir insan gayet doğaldır ki eylemlerinin ahlaki olup olmadığını düşünemeyecektir. İşte bu noktada psikolojinin insan doğasını tanımlamasına ihtiyaç vardır. Psikoloji de tıpkı diğer bütün disiplinlerde olduğu gibi insanın mutluluğu için çalışır ve insanın nasıl mutlu olacağını tespit etmeye, nasıl iyi olacağını tespit etmeye ihtiyaç duyar ki iyi ve kötü kavramlarının ne oldukların ise bize ahlak felsefesi vermektedir. Bu aşama, ahlak felsefesi ve psikolojinin birleştikleri ortak alandır, yani her ikisinin  de odak noktasında insanın bulunması durumu ve psikolojinin, ahlak felsefesinin iyi- kötü tanımlamasına ihtiyaç duyması, buna karşılık ahlak felsefesinin de insanı tanımak için psikoloji gibi bir araca muhtaç olması.

        Psikoloji, insan  davranışlarının ilmi diye tarif edilmektedir. Bu insan davranışlarının içine ahlak da girmektedir. Hem de insan davranışlarını şekillendiren, onlara yön veren güçlü bir değerler toplamı halinde girmektedir. İnsan ahlaki davranışı nasıl öğrenmektedir? Bebeklikten ölüme kadar devam eden gelişim süreci içerisinde ahlaki kurallarla nasıl karşılaşır, bunlara karşı tavrı nasıldır, ahlak kurallarını nasıl benimser, içinde bulunduğu gelişim döneminin, yaşın, çevrenin, aldığı eğitimin bu kuralları benimseyip uygulamasında nasıl bir etkisi vardır gibi sorulara psikoloji cevap aramaya çalışmaktadır. Nitekim gelişim dönemleri ve ahlaki gelişim dönemleri arasında paralellik kuran Jean Piaget, L. Kohlberg gibi psikologlar vardır.

    Aristoteles'in bakış açısından olaya bakarsak zaten etik, insan bilimi üstüne kurulur. Psikoloji de insan doğasını araştırmaktadır ki bundan dolayı etik, uygulamalı psikolojidir.[2] Bu anlamda Nietzsche'nin jeneolojik etik teorisine bir örnek olması açısından bakabiliriz. Nietzsche, antropolojik bir yaklaşımla insanları zayıflar ve güçlüler olarak ikiye ayırmış ve zayıfların ahlakının köle ahlakı, güçlülerin ahlakının ise efendi ahlakı olarak nitelendirmiş ve ahlaki değerleri içgüdümüzle, güç istenciyle temellendirmiştir.

Netice itibariyle etik de psikoloji de ana tema olarak insanı esas almış olan disiplinlerdir. Bu nedenle buluştukları birden çok ortak nokta vardır.

DİN PSİLOKOJİSİ VE AHLAK FELSEFESİ

    Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını kendine konu edinen bir bilim olarak tanımlanırken, din psikolojisi de dini hayatın, dini yaşayışın şahsi hayata yansımasını ele alan, dini psikolojik bir bakış açısıyla inceleyen bilim dalı[3] olarak tanımlanmaktadır.

    Asırlar boyunca insanların konuştukları, tartıştıkları ve üzerinde fikir ürettikleri iki sahadan birisi ekonomi diğeri de dindir. Din insan hayatının her alanın öyle ya da böyle etkilemektedir. Belirli bir dine inanmak, o dinin gereklerini yerine getirmek, dini tecrübeler yaşamak insan hayatının bütününü yönlendirmektedir. Dolayısıyla din psikolojisi insan hayatının bütünüyle tıpkı genel psikoloji gibi ilgilenmektedir.

    Ahlak felsefesinin doğmasına yol açan iyi nedir, kötü nedir, iyinin ve kötünün kaynağı nelerdir gibi sorular ve arayışlardır. İlkçağ filozoflarından günümüz filozoflarına varıncaya değin bütün düşünürler bu konu özerinde akıl yürütmüşlerdir. Kimileri ahlakın kaynağının insan olduğu, kimileri toplum. kimileri evren olduğu, kimileri de Tanrı olduğu hususunda çeşitli temellendirmeler yapmaya çalışmışlardır[4]. Ahlakın kaynağı hususundaki tartışmalar nereye varırsa varsın, kesin olarak bilinen gerçek şudur ki; ilahi olan ya da olmayan her dinin öğretilerinde ahlak ilkeleri önemi bir yer teşkil eder. Hatta bazı düşünürlerce din kaynağını Tanrı'dan alan bir ahlak sisteminden ibaret görülmüştür[5]. Her din beraberinde bir ahlak sistemi getirmektedir. Yani her din, iyinin ve kötünün ölçütleri hususunda, nasıl hareket etmemiz gerektiği hususunda normatif bir ahlak anlayışı getirir. Bu durum bize ahlak ile dinin ortak paydasını göstermektedir. İnsanın belirli bir ahlaki olgunluğa sahip olması ile bir dine inanması arasında gerçekten sıkı bir münasebetin olması kaçınılmazdır. Elbetteki bu inançsız insanların ahlaksız  olduğunu göstermez ama hemen bütün dinlerde mevcut olan öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, anne- babana iyilikte bulunacaksın gibi hükümler genel bir ahlak prensibi oluşturmaktadır. Bu noktada ahlak ile dinin ortak paydasının var olduğu görülmektedir. Öte yandan hem ahlakla yakından ilgili olması itibariyle, hem de insanın gerçeğini tanımlayan ifadeler bütününe sahip olması yönüyle dinin ahlak ile buluştuğu en önemli yer yine insan olmaktadır. Psikolojinin olduğu her yerde din, dinin olduğu her yerde ahlakın olması kaçınılmazdır. Ahlakla ilgili kavram ve değerlerle ilgilenen bir disiplin olan ahlak felsefesinin bu noktada insana mutluluk vaad eden, ona belirli bir ahlakı belki de -inanan insan için- dikte eden dini göz önünde bulundurmaması bir eksikliktir. Nitekim ahlak felsefesi tarihine baktığımızda iyiyi Tanrı'nın iradesine uygun yaşamak, Tanrı'yı aramak olarak tanımlayan teolojik etik temellendirmeler görürüz . Son olarak temeline hem insanı, hem dini,hem de ahlakı alan din psikolojisiyle, temeline insanı alan ve dinin getirdiği ahlak sistemine de değinmek durumunda olan ahlak felsefesinin irtibatı kaçınılmazdır denilebilir.

[1] CEVİZCİ Ahmet, Etiğe Giriş, Paradigma Yayınları,1.Baskı, 2002 İstanbul,s.3

[2] FROMM Erich, Kendini Savunan İnsan,çev. Nejla Arat,Say Yayınları,İstanbul, 1982,s.36

[3] HÖKELEKLİ Hayati, Din Psikolojisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1997 Ankara, s.6

[4] CEVİZCİ Ahmet, a.g.e, s.17-18

[5] GÜNGÖR Erol, Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak, Ötüken Yayınları,1995, İstanbul, s.117

 




Kaynak: http://www.egitimpusulasi.net/?Syf=15&cat_id=520&baslik_name=ICBQc2lrb2xvamkgdmUgYWhsYWsg

Editör: Ali Cengiz

Bu haber 214 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Gündem Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI