bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
http://istanbulescortmodel.com/ http://istanbulescortlari.com/ http://istanbulescortlady.com/ http://www.sislinet.com/ http://beylikduzuescortbayanlar.com/ http://sakaryasektor.com/
Bugun...


Esin DİNDAROĞLU

facebook-paylas
ÖTEKİ
Tarih: 06-10-2019 18:20:00 Güncelleme: 06-10-2019 18:33:00


“ Bugün merdivenlerden çıkarken olmayan birine rastladım. Bugün yine orda değildi. Keşke dedim, keşke gitse.”

Bu cümleler Kimlik filminde Dissosiyatif Kişilik Bozukluğu yaşayan Malkolm Rivers'ın, çocukluğundan beri gördüğü halüsinasyonlarını kendi ifadeleriyle anlattığı cümleler. Halüsinasyon ; dış dünyadan gelen herhangi bir sitimus olmaksızın algılamanın olmasıdır. Yani tıpkı Rivers’ın tarifindeki gibi olmayan birini görme durumu. Fakat halüsinasyonlar her zaman görsel formda olmayabilirler. Koku ve tat halüsinasyonları, takdil halüsinasyonları, extracombine halüsinasyonları, derin duyu halüsinasyonları ve işitsel halüsinasyonlar başlıca halüsinasyon tipleridir. Bir diğer halüsinasyon tipi ise “Otoskopik halüsinasyon” dur. Otoskopik halüsinasyon ; kişinin kendi bedenini dışarıya aynen projekte edilmiş olarak görmesidir. Şizofreni ve DKB bu durumla en çok ilişkilendirilen psikopatolojilerdir. Ayrıca Temporal lob  epilepsisinde ve OBS ‘u ( Organik Beyin Sendromu) olan hastalarda sıklıkla görülür.

Tüm vücudun reduplike olduğu algısı kişiyi ikizi olduğuna inandırır ki bu yönüyle bir çok romana da konu olmuştur. Bunlardan biri de Fyodor Mihaylovic Dostoyevski'nin  “Öteki” isimli romanıdır. Bu romanında Dostoyevski kahramanı Yakov Petroviç Golyadkin'le sanrıları ve delüzyonları olan bir karakter çiziyor bizlere. Ve onu bu psikoza iten sebepleri de biz okurlarının bulup çıkarması için romanına gizlemeyi ihmal etmiyor. 

Bay Golyadkin yedinci dereceden, sıradan bir memurdur. Fakat bu mevcut varlığından doyum elde edememiş olacak ki sürekli olmadığı biri gibi davranır. Kendisine tıpkı zengin kimseler gibi bir uşak tutar, kupa arabasıyla gezintiler yapar, pahalı mağazalarda kendisini alıcıymış gibi göstererek bir saygınlık elde etmeye çalışır ama sanırım bundan daha önemli olarak kendini olmak istediği kişi haline bürüyerek tatmin olmaya çalışır. Özetle gerçekliğine inandığı bir kişilik oluşturur ve böylece kahramanımızın benlik bütünlüğü bozulmaya başlar. Onu, bir gün gösterişli kıyafetlerle, kupa arabasında gören iş arkadaşlarına karşı içinden söylediği şu cümle sanırım kanımızı doğrular niteliktedir: “ Kendim değilmiş gibi mi davransam? ”

Bay Golyadkin, bir gece davet edilmediği bir baloya büyük umutlarla katılmak ister. Kabul edileceğinden de şüphesi yoktur. Fakat hiçte beklediği gibi olmaz ve bütün davetlilerin önünde utanç verici bir şekilde balodan kovulur. Bu olay kahramanımızda bir travma etkisi yaratmış olacak ki, zaten sarsılmış olan benlik bütünlüğü bu olayla tamamen bozulur ve Bay Golyadkin ikizini yani Ötekini ilk defa bu gece görür. Ve bu geceden sonra da sıklıkla görecek, bu olmayan kişiyle bir savaş vermeye başlayacaktır. Ötekiyle arasında bir savaş söz konusudur çünkü, Bay Golyadkin’e göre Öteki, düşmanlarının  onu yok etmek için kurduğu bir tuzaktır (Perseküsyon Delüzyonları). Öteki onun yerine geçmeye, onu kendi hayatından dışlamaya çalışıyordur. Çünkü Öteki iş arkadaşları tarafından sevilen, sosyal, yetenekli ve saygın biridir. Yani Bay Golyadkin’in olmak istediği “o” kişidir. 

Kitap boyunca Bay Golyadkin’de tesirini gördüğümüz, aslında bir yönüyle Rogers’ın ideal benlik ve gerçek benlik kavramlarıdır diye düşünüyorum. Ve bu kavramlar,  Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’ndaki şu cümlesini aklıma getiriyor : “ Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum, birer hiç olan şeylerin ortasındaki soyut ve tensel noktayım ki o şeylerin bir adım ötesinde değilim ben de. ”

Tanıdık geldi mi?

Hepimizin içinde olmaktan korktuğu, ya da olmak istediği biri vardır. Fakat bizden ayrı bir kişi değildir. Olmamalıdır. Tüm hayallerimizle, korkularımızla bir bütün olduğumuzu bilmek ve kabullenmek, duygularımızı ‘Öteki’leştirmeden sahiplenmek ruh sağlığımız açısından çok büyük önem taşıyor ki Fritz Perls de bu önemin altını çizerek boş sandalye tekniği olarak bildiğimiz yöntemle bizi, arka plana ittiğimiz tüm yönlerimizle yüzleştirmeye çalışmış ve tüm duygu ve düşüncelerimizle bir bütünlük oluşturmayı amaçlamıştır.

Romanımıza dönecek olursak, gördüğünüz gibi, Dostoyevski aslında bu eseriyle yine bize bizi anlatıyor. Hem de böylesine derin bir psikolojik vaka örneğiyle tam 170 yıl önce... İşte bu yüzden Dostoyevski Freud’un ilham kaynağıydı ve Stefan Zweig onun için Psikologların Psikoloğu diyordu. Kendisinin de “ Edebiyat yaşamımda, bu düşünceden daha ciddisini hiç bir zaman tasarlamamıştım. ” dediği bu eserin herkes tarafından fakat özellikle psikologlar ve psikolojik danışmanlar tarafından okunması gerektiğine inanıyorum. 

Kendimize ötekileşmediğimiz bir yaşam dileğiyle... 

 

KAYNAKÇA 

Gençdoğan, B. (1996). Psikopatoloji Dersi İçin El Kitabı. Erzurum 



Bu yazı 356 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI